emre

Her defasında diyorum çıkayım artık şu dünyamdan, çıkarsınlar insanlar beni oradan. Umutla uyanıyorum işte o sabahlara, hayaller kuruyorum yakın geleceğe… Sonra bir şey oluyor sanki. Tam ayağımı “dışarı” atacakken beni geri “içeri” yollayan bir kuvvet var sanki… Kaç defadır böyle oluyor saymadım, açıkçası saymak da pek istemiyorum. Mesele şu arkadaşlar, yanlış da anlaşılmasın ama, burada mutluyum, kesinlikle mutluyım, gerçek olan şey buradaki mutluluğum ama oradan çıkıp da ayağımı dışarıya attığımda beni geri yollayan o kuvvete sitemim. Madem böyle yapacaktın, neden ben o sabahlara hayallerle uyandım, düşler kurdum da sonunda düş kırıklığı ile başbaşa kaldım…
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ben “karanlıkları” seviyordum ama “aydınlıkta”yaşıyordum…Ve de “aydınlıkları” sevip “karanlıkta” varoluyordum. Niyeyse ikisini de sevmeyi veya ikisinde de hayat tohumu bulmayı bilmiyordum, kabul etmiyordum…
İnsan korkar bazen insanlardan değil asla, kendi içindekileri itiraf etmekten… Söylemez bile o kelimeleri kendi kendine. Ama sürekli onlarla dans eder zihninde aslında. Farkındadır da bunun ama söylemez işte… İnsan istemediğini kendine bile itiraf etmez. Fakat bir zaman gelir, bir “fırtına” çıkar. İşte bu varolan bir “benin” varolmak istediğin bir “ben’e” savaş açmasından başka bir şey değil midir?
Bazen insan karanlıkların olmak ister, o anlarda bulur kendini… Karanlıktaki aydınlığı bulmaya çalışır, bulur da belki. Her defasında özlemle ve bit umutla yapar bunu. Ta ki bi ana kadar… Gelir o an, o karanlıklar , seni vurur…Kaybolur gidersin içinde, seni bir canavar misali yutar ve içine alır. Çok sarıldığın, varolduğunu belki de en çok hissettiğin o an senin düşmanın olur çıkar. İşte bu dur bir hayal kırıklığı…