Eğlenmişti belki, ama ait olamamıştı. Gülmüştü, ama içinde taşıdığı o yitik çocuğa ulaşamamıştı. Zaman geri gelmiyordu, o hayat treninin hangi vagonuna bineceğini bilemeyen bir yabancı, geçmişin küllerinde titreyen bir adamdı.
Bir morfin sanki tüm acılarımı unutturan
Beni geçmişin buhranlarından soyutlayan
Bu bahar çiçeğinin bâki kalmasını isterim
Budur Rabbe acz ile dolu son dileğim
Kurt, çukurun kıyısında usulca eğildi; göz göze geldiler, ama konuşmadılar. Kuzu, gözlerini kapadı, sanki Tanrı’nın ellerine teslim olur gibi. Kurt, dişlerini boynuna yavaşça geçirdi; bir dua gibi, bir öpücük gibi. Ve kuzu, inlemeden öldü. Ancak bu bir ölüm değil, sessiz bir merhametti; günahın kefareti, sevginin son eylemi...
Bembeyaz medeniyet, kürenin altında
İzliyorlar bizi, uzaktaki kuzenlerini
Görüyoruz , hissediyoruz gecenin en karanlığında
Yerin altında saklı bir cennet, Agartha!