percy jackson ve olimposlular. korona döneminde okumaya başladığım, online derslerde masanın altında açık tutup çaktırmadan okuduğum o seri. bu seri çok ayrı benim için. her ne kadar tam bir yeniden okuma yapmamış olsam da onlarca olay hala dün okumuşum gibi aklımda. dostluk, mizah, yaratıcı ve keyifli bir evren, ne ararsam vardı bu seride. çoğu insan için “mükemmel” bir seri olmayabilir ama benim gözümde hepsinin değeri 10 puan üzerinden değerlendiremeyeceğim bir boyutta.
serinin benim için kitap okuma hayatımda ne kadar önemli olduğu hakkında biraz boş konuştuğuma göre asıl incelemeye geçebilirim sanırım.
geçen sene çıktı bu kitap. rick bir anda “hey, yıllar önce yazmayı bitirdiğim seriyi neden devam ettirmeyeyim ki?” gibi düşüncelere kapılmış ve bam. yeni bir üçleme duyuruldu, og serinin devamı dediler ama kronolojik olarak tam bağlantılı sayılmıyorlar.
şimdi çok dürüst konuşacağım, bu kitabın yazılma sebebi büyük ihtimal ticari. kitapta canon event’ler de var tabii, lakin olay örgüsünün gidişatı falan ele veriyor bu durumu. hayran kitlesi için yazılmış resmi bir fanfic gibi. ama mantıklı para kazanma politikası, ne diyeyim. orijinal üçlüyü tekrardan okumak isteyen binlerce okur var, bu yüzden zaten böyle bir kitap çıksa her türlü alacak bir kitle hazırda bulunuyor. ki bu kitleden olduğum gerçeğini de inkar etmiyorum, hardcore pjo fanıysanız anlarsınız beni. zaten bu da kitabı ikinci okuyuşum, çıkmasından birkaç ay sonra epubını bulup okumuştum ama türkçe de okuyayım dedim. az önce de dediğim gibi, pjo olunca akan sular durur.
artık kitabın konusunu anlatmaya başlamalıyım sanırım. öncelikle, olimpos kahramanları serisinden sonra bi kültür şoku yaşıyorsunuz okurken. percy bi oraya bi buraya baya bi koşuşturup durmuştu, perişan haldeydi (rick pls give him a break)