Nurhan Işkın, 4. Maymun'u inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Ne tarz kitap okursam okuyayım en sevdiğim tür değişmiyor. Sanırım bu çocukluk dönemimde okuduğum Alfred Hitchcock'un gençlik serisinden bana hediye kalan bir durum :)

4. Maymun ise son yıllarda okuduğum ve cinayet sahnelerinin bu kadar ayrıntılı yazıldığı ender kitaplardan bir tanesi. Yazar bu konuda okurlara oldukça cömert davranmış...

Eser iki bölümden oluşuyor. Birincisi beş yıldır kedinin fare ile oynadığı şekilde, dedektiflere ipucu bırakan ve bu ipuçlarını değerlendiren dedektiflerin zekası ile alay eden katilin bıraktıklarını, ikinci bölüm ise katilin çocukluk döneminden itibaren kendisini tanımaları için dedektiflere bıraktığı günlüğü...

4.Maymun katili işlediği her cinayetten dedektiflere küçük hediyeler göndermekle onlarla kurbanına yapacağı işkencelerin ön bilgisini veriyor...

Dedektif Sam Porter ve ekibi ise kazaya kurban giden bir adamın üzerinden çıkan ipuçlarını değerlendirmek için olay yerine geldiklerinde ise kazanın hiçte sandıkları kadar basit bir olay olmadığını öğrendiklerinde, 4. Maymun katilinin hayatına dair bildikleri her şeyin sadece onun kendilerine verdiklerinin dışında hiç bir bilgiye sahip olmadıkları gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalacaklarından habersiz, araştırmalarına devam ettikleri ve aslında hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlamalarını sağlayacak olanın, yine katilin kendisi olduğunu fark edeceklerdir...

Gerilimi yüksek, cinayetlerin işleniş tarzı oldukça başarılı. Kurgu son sayfalara kadar kendini yenileyerek ilerliyor...

Yazar kitabını öyle bir noktada bitirdi ki, " Yok artık" dememe sebep oldu...
Gerilim, polisiye seven fakat ayrıntılardan midesi bulanmayacak okurlara kesinlikle tavsiye ederim...

Not: Fare veya sıçan fobisi olanlar bu kitaptan uzak dursun :)
Okuyacak olanlara şimdiden gerilim dolu dakikalar diliyorum :)

Elfida., bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okuyor

Yaşamayı bilmeyenler, yerini yadırgayan eşyalar gibi..
Yaşamayı bilmeden yaşayan bizlere (benim ender benzerlerime ve bana), her şeyi reddetmekten başka hayat tarzı, dünyayı seyretmekten başka yazgı kalıyor muydu?

Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa (Sayfa 27 - Can Sanat Yayınları - 18. basım: Mart 2017, İstanbul - Çeviri: Saadet Özen)Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa (Sayfa 27 - Can Sanat Yayınları - 18. basım: Mart 2017, İstanbul - Çeviri: Saadet Özen)

Hacettepe üniversitesi Beytepe kampüsündeki öğrenci yurdunda 2 kedi 5. Kattan asaği atildi ve faili hakkinda bir bilgimiz yok. Atılan kedilerin birinin çarpma etkisiyle ciğeri parçalanarak öldü. Digeri veterinerde yaşam mücadelesi veriyor. Şansi yaver giderse yaşayacak ama belden aşagisi tutmayacak. Yaşamaksa bu yaşayacak. Olay bu. Kampüste böyle bir durum yaşanırken ve ögrencilerin çoğunun gerçekten içi yanarken. Felsefe bölümünden bi profesör( ismini kişilik haklari blablasi yüzünden veremiyorum) " kedileri bu kadar şımartirsaniz insanlarin tepesine çıkarlar ve birilerinin onlari 5. Kattan atmasina mani olamazsıniz.
Herkes kedileri sevmek zorunda mı.
Siz köpekleri beslediğiniz için yavruyken ölecek 3 5 köpek yaşıyor" gibisinden vb twitler atti. ( elimde var isteyene gönderebilirim.

Bir profesör düşünün ki bu konuda öğrencileriyle polemiğe girebiliyor ve akademik pozisyonunu kullanarak lafı " ben zekiyim, hepiniz aptalsınız"a getiriyor. Bunun kitap sitesinde ne işi var diyebilirsiniz. Hakli bir soru lakin bu hocamiz Bilge Karasunun yani türkiyenin yetiştirdiği ender filozof ve ne kitapsiz ne kedisizin yazari o mükemmel adamin koltuğunda.

Şimdi soracağım şudur ki. Felsefe ile ilgilenen ve hatta bu bilimden ekmek yiyen birisi bu denli gaflet ve tahrik dolu twitler atabiliyorsa gercekten bir filozof olabilir mi? Ya da bizim ülkemizde felsefe denilen şey sadece ösym sınavlarında çıkan sıkıci metin içeriklerinden ibaret mi? Nedir bu felsefe? Gerçekten nedir bu felsefe ki türkiyenin en iyi üniversitelerinden birine bu dalda hoca olmuş biri bile anlayamamış olsun ?

Şeyma Öztürk, bir alıntı ekledi.
20 saat önce · Kitabı okuyor

‘Anthony Giddens’ın defalarca hatırlattığı üzere, günümüzde artık hepimiz gündelik yaşam politikalarının bir parçası haline geldik; attığımız her adımı düşünerek büyük bir dikkatle atan, yaptıklarımızın sonuçlarından ender olarak memnun olan ve bu sonuçları sürekli olarak düzeltmeye çalışan, ‘kendisiyle meşgul’ varlıklar olduk.’

Akışkan Modernite, Zygmunt Bauman (Sayfa 51 - Can Yayınları, 2.baskı, 2017.)Akışkan Modernite, Zygmunt Bauman (Sayfa 51 - Can Yayınları, 2.baskı, 2017.)
Eray Erdoğan, bir alıntı ekledi.
Dün 05:21 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

“Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa.”

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 99 - Doğan Kitap)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 99 - Doğan Kitap)

Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var. Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var. Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var. Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var. Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz. Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz. Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik. Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık. Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var. Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik.
Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik.
Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz. Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz. Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik.
Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.
Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır. Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir. Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız. Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.

Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür.

George carlin, zaman paradoksu

bir türkü düşmüştü aklıma sabah beri. demişler ki Elazığlı gakkoşlar;
"böyle canlar teneşire koyulmaz."
ses vermiş Ender ağabey bu ağıda yanık yanık. tam durdu derken kalbimin ritmi, nağmesi ayıltıyor beni:
"yazık oldu yazık şu genç ömrüme,
bilmem şu feleğin bana cevri ne?"
Neşet Baba çıkıyor bir yerden, elinde bağlamasıyla;
"cahildim dünyanın rengine kandım,
hayale aldandım, boşuna yandım." diye avaz avaz telkinde bulunuyor. inanma diyor inanma, dünya fanî.
bu türkülerle yaş alıyorum 24 senedir ikâmet ettiğim dünyadan, anamın beşiğimi sallamayı bırakıp toprak kokusuna kavuştuğu yaşta gökkuşağının renklerini sevmeye çalışıyorum. ben sana küstüm dünya, oynamıyorum.

Nursel Demir, bir alıntı ekledi.
Dün 00:30

..zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa.

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 99)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 99)
Berat Yıldız, bir alıntı ekledi.
24 May 23:12 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"papalagi, çok ender anar tanrı'yı. ancak bir fırtına patlayacak ya da yaşam ateşi sönmeye yüz tutacak ki, kendisinden daha büyük güçler, daha yüksek şefler olduğu aklına gelsin."

Göğü Delen Adam, Erich Scheurmann (Sayfa 99 - Ayrıntı Yayınları)Göğü Delen Adam, Erich Scheurmann (Sayfa 99 - Ayrıntı Yayınları)