Canım sıkılıyor, keşke sizinkini de sıkabilsem. Nerede ruhunuzun o dokundukça sancıyan yeri bilsem, alnımın korunda kızdırdığım hayallerle dürterdim orayı. Çil yavrusu denilen ve dağılmakla meşhur o ne olduğunu bilmediğim şeyler gibi dağılırdınız etrafımdan kaçarak.. En yavaş olanınızı gözüme kestirip yakalamadan fakat uzansam tutabileceğim bir mesafede takip ederdim, her ardına dehşetle bakışında parmaklarımı gözüne batıracak gibi uzatırdım yüzüne fakat asla yakalamazdım. Korkunun, dehşete düşürmenin sanatı budur, yakalanmaya ramak kala kurban en büyük dehşeti yaşar. Yakalandığında ise bu akla zarar dehşet, ya teslimiyete ya da ender rastlanılan bir mücadeleye dönüşür. Ben sizi zirvede tutmak istiyorum, tıpkı uçurum kenarı gibi durdukça sonu gelmeyen bir düşmeyi vaadediyorum. Asılsız vaatlerden korkanlarınız da az değil, yine de en heveslileriniz onlar, mağdur rolünün repliklerini en iyi bilenleriniz, sinsi ve gizlice mazoşist olanlarınız. Ve ansızın gelen ben ne zırvalıyorum hissi, iç sesimin boğuk haykırışları arasında tanımadığım uzak kahkahalar, parıldayan gözler ve dudak ısırmaları. Tiksinen bir bacak, beyaz ve yaşlı duvarlar.. Perdeyi kapatmam gerek, doğrulamıyorum