Soğursun bazen. Herkesten, her şeyden, hatta kendinden bile. Başını alıp gitmek istersin; aynı döngünün içinde sessizce eriyen günlerin ağırlığı çöker üzerine.
Yarını bugünden bilmek. Sanki her şey çoktan yazılmış gibi sabah aynı saatte uyanmak, Ramazan Abi’den taze ekmek almak, yarım yamalak bir kahvaltıyla güne tutunmaya çalışmak. Sonra koştur koştur işe yetişmek. “Günaydın”lar bile ezberlenmiş.
Öğle olur, akşam zaten hep aynı yere bağlanır. Eve dönüş başka bir tekrarın başlangıcıdır. Mutfağa dalarsın; bir şeyler yapmak değil, sadece günü kapatmak için. Yan komşunun o tanıdık sorusu gelir yine: “Bugün de mi geç kaldın?” Sen de yarım bir gülümsemeyle geçiştirirsin.
Uykunun bile bir anlamı kalmaz bazen. Dinlendirmez, sadece erteler. Dedim ya, soğursun. Aynı yüzlerden, aynı cümlelerden.
İnsan en çok o an düşünür: Keşke mümkün olsa hiçbir şey açıklamadan, vedasız, sadece gidip kaybolsa der içinden.