GülcanŞık

GülcanŞık
@UmudunMevsimi
Yazar Umudun Mevsimi Umudun Mevsimi kitabının yazarı Edebiyat gazetesi ve dergisinde yazılar yayımlayan Deneme | Duygu | İçsel yolculuk temalı metinler Paylaşımlarım kurgudan ibaret iç seslerdir.
Sevgili arkadaşlar, Bugün özel hayatımda yaşadığım bir konu bana bir kez daha gösterdi ki bu coğrafyada bazı konulara bakış açısı kolay kolay değişmeyecek. Bunun okumuş olmakla, cahillikle, diploma sahibi olmakla ya da bir makamda bulunmakla ilgisi yok. Çobanda olan — ki çobanlara, inşaat işçilerine ve tüm emekçilere ayrı bir saygım vardır — duruşu, maalesef bazen okumuş ve belli yerlere gelmiş insanlarda göremiyorsunuz. Oysa olması gereken erdemi, vicdanı ve onuru çoğu zaman onlarda görebiliyorsunuz. Bugün yaşadığım olay bana şunu hatırlattı: Evet, kitap okuyorum, yazıyorum; fakat sanırım son 3-4 yıldır kadınları, kız çocuklarını ve mağdur olanların sesini olmayı biraz ihmal ettim. Başka platformlarda tekrar olmam o çığlığa kulak tıkamamın yanlış olduğu kararına vardım. Bundan sonra onların sesi olmaya devam etmem gerektiğini bir kez daha anladım.Bu sorumluluğu üzerimde vicdanımda hissediyorum bir mağdurun sesi olma. Bu yüzden bu uygulamayı sevsem de bir süre buradan ayrılacağım. Bugüne kadar uzun ve belki de sıkıcı yazılarımla gözünü yorduğum herkes hakkını helal etsin.Her görüşten insanı seviyor ve Allah 'a emamet olun diyorum. Kendinize çok dikkat edin. Allah'a emanet olun.
Duygu ve Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Geceye
Vicdan ne midir? Bazı kafalarda vicdan, çok pirzola yemekten gaz çıkaramayanla açlıktan kabız olanın bir görülmesidir. Abes bir örnek oldu, affola. Sonuçta bakılınca ikisinin de bağırsak sorunu aynı gözükebilir. Fakat nedeninin, teraziden önce vicdanda tartılması gerekmez mi? Bir tarafta öldürülen kadınlar, şiddete uğrayanlar, intihara sürüklenenler, tacize, tecavüze, istismara maruz kalanlar; aile içinde bile bunları yaşayıp susanlar var. Buna çok basit bir örnek vereceğim. O susma psikolojisini hiç unutmuyorum. Toplu taşımadaydık. Görüntüsünden, “Ses çıkarsam ben suçlanırım,” psikolojisinde olduğu belli olan bir kadın, yanında oturan adamın bacaklarını terbiyesizce açıp onu rahatsız etmesine ses çıkarmıyordu. İyice pencere kenarına kendini sıkıştırıyordu. Buna daha fazla dayanamayan arkadaşım adamı uyardı. O uyarınca birkaç kadın daha tepki gösterdi ve edepsiz adam indirildi. O kargaşada kadının sürekli “Tamam, tamam,” deyişini, yüzündeki utanmayı, kendini suçlu hissedişini hatırladıkça içim yanıyor. Ona bunu dikte ettiren toplum, önyargılar, hatta bazen ailesi bile o an susmasını öğrettiği için, kadın susup tacizci adına mahcup oluyordu. Bazı haberleri ve davranışları gördükçe şaşırıp kalıyorum. İki hamile kadını örnek vereceğim. Bir tarafta dayak yiyip ölümle burun buruna gelen, susturulan, bastırılan kadın; öte tarafta her türlü imkâna sahip olup doğumu bahane eden, her türlü şımarıklığı kendine hak gören kadın. Bunu hatta aynı aileden ya da aynı komşudan iki insan olarak da düşünebiliriz. Eğer psikoloji bozuluyorsa, neden bu hak gerçek mağdurun hakkıyken öbürü kullanıyor, öbürü bundan faydalanıyor? Üstelik herkes bunu bir hak ve imtiyaz gibi görüyor. Benim vicdanım bunu kaldırmıyor. Tıpkı bağırsak sorununda verdiğim örnek gibi; dışarıdan bakınca sonuç aynı
Duygu ve Düşünce
Veda
Ağlamayacağım. Zaten hayatım, başkalarının yargılarına göre ağlamakla geçti. Şaşırmıyorum artık. İçimdeki acıların anlaşılmasını da beklemiyorum. Sadece şunu düşündüm: Defalarca deprem görmüş o binanın enkazını kaldırıp yerine yeni, daha sağlam, daha dayanıklı bir bina inşa edebilir miyim? Bugün bunun neredeyse imkânsız olduğunu anladım. Çünkü insanların yerle bir ettiği, kendi doğrularına göre şekillendirdiği hiçbir bina uzun süre ayakta kalamazdı. Acıyor mu? Evet, içim acıyor. Hem de tarifsiz bir şekilde. Ağlamadan ağlamak gibi can çekişmek misali. Kendimden nefret edercesine canım yanıyor. Nasıl bu kadar zayıf oldum? Nasıl bu kadar düşebildim? Belkileri ve umutları hayatımdan sileli yıllar olmuştu. Ama bugün anladım ki insan denilen canlı, yeryüzünde en çok yıkıp dökmekten hoşlanıyor. Üstelik çoğu zaman yıkılmış olana bir tekme de kendisi vurmak istiyor. Şaşırdım mı? Hayır. Ama sanırım bugün yine yıllar öncesine döndüm. Acılarımın bedelini çoktan ödemişken, o acılarla yeniden yargılandığımı hissettim. Bunu atlatabilecek miyim? Gücüm yetecek mi? İşte onu bilmiyorum. Belki de ilk defa gerçekten zayıf düştüm. İlk defa kabussuz bir geceyi, huzurlu bir günü hayal ettim. Şimdi ise o hayalin hüsranı içinde kıvranıyorum. Evet, belki ağlamalıyım. İçim dışıma çıkıncaya kadar ağlamalıyım. Ve belki bir süre insanlardan uzak durmalıyım.Hatta yaşabilecek gücü bulur muyum onuda bilmiyorum evren sana hiç kızgın olmadım,içinde yaşayanlar bir bir birilerinin ölümüne neden oluyor ve bundan zevk alıyor.Peki Allah o niye bu kadar buna müsaade ediyor,bizim itiraz edip haykırdığımız isyan bu oluyor ölüyoruz nedensiz sebepsiz başka insanlar tarafından acımasızca silahsız can çekiştirilip öldürülüyoruz.
1000Kitap
Hükmetmekten hoşlanan insanlardan nefret ederim. Kendilerini bulunmaz nimet sanırlar. Böyle insanlara karşı net olun; onlara kim olduklarını ve herkes gibi sıradan bir insan olduklarını hatırlatın.
Hayata Dair
Hayat ne kadar bomboş. Bir dakika sonrası, bir saat sonrası kestirilemeyen koca bir hiç. İş çıkışı bir arkadaşımla dışarı çıktık. Biraz pahalı bir mekâna oturmak istedi. Ben istemedim, hayır dedim. O ise, otur kız dedi. Belki yarını göremeyeceksin. Bunu yiyenler senden daha iyi değil. Ayda bir kez de olsa kendine bir güzellik yap dediği için gönülsüzce oturdum. Biraz yürüdük, eve döndüm. Sosyal medyada, daha dün 35 yaşına giren bir sanatçının kalp krizinden öldüğü haberini okudum. O an düşündüm; işte hayat bu kadar. İsteklerimizi, söylemek istediklerimizi sürekli ertelememeliyiz. Sevdiklerimize onları sevdiğimizi söylemeliyiz. Arkadaşım haklıydı; belki bugün yediğimi yarına erteleseydim, bir daha yeme fırsatım olmayacaktı. Hayat sadece andan ibaret işte bu kadar.
Hayata Dair