Milena, bir alıntı ekledi.
43 dk. · Kitabı okumayı düşünüyor

Dudaklarına alaycı bir gülümseme gelip yerleşirken, tıpkı bizler gibi, diye düşündü Ahmet Reşat, azıcık ışık görünce hemen sevinen ve sonra da elleri böğründe kalan, enayi elma ağacı!

Veda, Ayşe Kulin (Sayfa 23)Veda, Ayşe Kulin (Sayfa 23)

Başkaları ne der düşüncesi asla sizi yapacaklarınızdan alıkoymasın. Memnun etmeye çalıştığınız o insanlar bir gün kendi yollarına gider ve siz onlardan onay alacağım diye veda ettiğiniz hayallerinize uzaktan bakar, hayal kırıklıklarınızla baş başa kalırsınız.

Audrey Hepburn

Pelin Sueda, Babam İflas Edince'yi inceledi.
 2 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Çok sevgili Asude'den okuduğum yedinci kitaba da son verdim.Gül ve Avcı ile başlayan Asude maceramı hala devam ettirmek bana mutluluk veriyor.Komedi türünde oldukça başarılı bulduğum bir Türk yazar.Bu kitaptan önce okuduğum Dikkat! Aşk Çıkabilir de bana çok keyif vermişti.Babam İflas Edince ise Asude'nin en sevdiğim kitapları arasına yerleşti bile,çünkü gerçekten çok eğlenceli bir romandı.Tebessümler saçarak okudum.

Verda tam anlamıyla bir sosyete.Gösterişli ve pahalı kıyafetler giyiyor,modaya büyük ilgi duyuyor,İngiltere'de yaşıyor ve okuyor...Paranın dibine vuruyor anlayacağınız.Zengin bir ailenin tek çocuğu olması da işin cabası.Bu sosyetik hayattan çok memnun olan Verda'yı kötü bir haber de bekliyor elbette.

Marka giysilere,lüks yaşama veda etmesi gerekiyor çünkü babası aniden iflas ediyor.Verda'nın yeniden zengin hayatına dönmesini isteyen ailesi onu zengin biriyle evlendirmeyi öneriyor.Verda da bunu kabul etmek durumunda kalıyor.O zengin ise bir aile dostunun oğlu Murat Arsever oluyor.Bir taraftan marka takıntısını yenemeyen Verda,diğer tarafta yakışıklı ve kendinden emin Murat.Peki bu ikilinin arasında neler geçtiğini öğrenmek ister miydiniz? Bence öğrenmelisiniz.

Verda ile Murat'ın sosyeteyle donatılmış öyküsü gerçekten komikti ve eğlenceli bir okuma sunuyordu.Yoğun zamanlar geçiriyorsanız ideal bir komedi,sinema filmi tadında.Kapağını ve cildini de çok tatlı bulduğumu eklemeliyim. :) Bence elinize geçirdiğiniz an okuyup bitirebileceğiniz çok akıcı ve dinlendirici bir kitap.Romantik komedileri sevenlerin de çok hoşuna gideceğini düşünüyorum.

Hepinize bol okumalı günler,,hep neşeyle ve kitaplarla kalın.

Marquis de Sade’dan karısına: “Evet, itiraf ediyorum, şehvet düşkünüyüm ben”

Adıyla ve yazdıklarıyla sadizm kavramına esin kaynağı olan Marquis de Sade, neredeyse eserleri kadar renkli bir hayat sürmüştür. Lacoste’deki kalesinde fahişelerle, kadın ve erkek hizmetkârlarla, hatta baldızıyla birlikte şehvet tutkusunu tatmin etmeye çalışmış, fiziksel taciz suçlamalarıyla karşı karşıya kalmıştır.

Kısa süreli tutuklamalardan sonra İtalya’ya kaçan de Sade, 1777 yılında, çoktan vefat etmiş annesinin ölüm döşeğinde olduğu yalanıyla kandırılarak Paris’e getirilir ve kayınvaldesinin de yardımıyla tutuklanır. 74 yıllık yaşamının yaklaşık 32 yılını çeşitli hapishaneler ve akıl hastanelerinde geçiren de Sade, işte bu mahkûmiyeti sırasında karısında aşağıdaki etkileyici mektubu yazar. Yayıncıların ve çevirmenlerin düzenli olarak müstehcen ve toplumun ahlakını bozan eserler yayımlamaktan yargılandığı bir ülkede aslında herkesin okuması gereken bir mektup bu.



20 Şubat 1781

[…] Yalnızca saf ve katıksız bir şehvet düşkünlüğünden suçlu sayılırım, doğalarından gelen o mizaç ve tutkunun düzeyine bağlı olarak, tüm erkekler tarafından farklı oranlarda hayata geçirilen şehvet düşkünlüğünden. Herkesin hataları vardır, karşılaştırma yapmayalım: Cellatlarım da benden farksızdır belki.

Evet, itiraf ediyorum, şehvet düşkünüyüm ben. Bu konuda kurgulanabilecek ne varsa kurguladım zihnimde ama uygulamaya dökmedim şüphesiz hayal ettiklerimin tamamını ve asla da dökmeyeceğim. Şehvet düşkünüyüm ama suçlu ya da katil değilim. Savunmamı kendimi temize çıkarma yönünde yapmaya zorlanıyorum. Oysa beni böylesine haksızca mahkûm edenler, kendi rezilliklerini dengelemeyi bile beceremiyorlar. Oysa benim rezilliklerim kadar da iyiliğim vardır. Şehvet düşkünüyüm ama mahallenizde yaşayan üç aile, beş yıl boyunca benim sadakalarım sayesinde hayatta kaldı, çok büyük bir yoksulluktan kurtardım onları. Şehvet düşkünüyüm ama hem albayı hem de alayındaki arkadaşları tarafından ölüme terk edilmiş bir savaş kaçağını kurtaran da ben oldum. Şehvet düşküyüm ama Evry’de, tüm ailenizin gözleri önünde, hayatımı tehlikeye atmak pahasına, kendimi altına atmayı göze alarak kurtardım atların çektiği o yük arabasının tekerleri altında ezilmekten bir çocuğu. Şehvet düşkünüyüm ama karımın sağlığını hiçbir zaman tehlikeye sokmadım. Çocukların kaderini olumsuz etkileyecek şehvet oyunlarıyla asla ilgim olmadı: Mirasımdan mahrum kalmalarına ya da en azından bir kısmını kaybetmelerine neden olacak biçimde kumar oynadım mı herhangi bir zaman? Başka harcamalarla mahvolmalarına neden oldum mu? Kontrolüm altında olduğu sürece, servetimi kötü yönettim mi? Başka bir deyişle, bugün yüreğimin dolu olduğu söylenen karanlıkları ele veren bir şey yaptım mı gençliğimde? Sevmem gereken her şeyi sevmedim mi? Kıymetli olan her şeye itina etmedim mi? Babamı sevmedim mi? (Maalesef ardından her gün ağlıyorum hâlâ.) Anneme kötü mü davrandım? Son nefesini vereceği sırada, ona olan bağlılığımın son kanıtlarını sergileyecekken, sizin anneniz değil miydi beni dört yıldan beri çürüdüğüm bu korkunç hapishaneye kapattıran? Dolayısıyla, incelesinler beni en küçük yaşımdan itibaren. Yanınızda iki kişi var benim hayatıma şahit olmuş: Amblet ve Madam de Saint-Germain. Sonra gençliğime göz atmak isteyenler, tamamını gözlerinin önünde geçirdiğim Marki de Poyanne’a başvurabilir. Evlendiğim yaşa kadar uzananlar, yaptığımı varsaydıkları vahşiliklere ve bana mal edilen suçları ifşa ederken sözünü ettikleri bazı kötü eylemlerime asla kanıt olmadığını görecek, danıştıkları kişilerden öğreneceklerdir. Oysa olmalıydı; sizin de bildiğiniz gibi, suçta kademe kademe ilerlenir. Bu kadar masum bir çocukluk ve gençlikten tasavvur edilebilecek en korkunç zulümlere nasıl geçmiş olabilirim birdenbire? Hayır, buna inanmıyorsunuz aslında. Bugün beni bu kadar zalimce baskı altında tutan sizler, siz de inanmıyorsunuz buna: İntikam ruhunuzu baştan çıkardı, körlemesine teslim oldunuz bu duyguya ama yüreğiniz benim yüreğimi tanıyor, sizden daha iyi yargılıyor ve aslında masum olduğunu gayet iyi biliyor. Bir gün buna ikna olduğunuzu görmekten mutluluk duyacağım ama itirafınız yaşadığım ıstırapları telafi etmeyecek ve daha az acı çekmiş olmayacağım… Neyse, aklanmak istiyorum ve beni buradan çıkardıkları zaman aklanmış olacağım. Katil olsaydım, buradan çıkmam da pek mümkün olmazdı ama değilim – ve eğer değilsem, fazla ceza çekmişim demektir ve bunun nedenini sorma hakkım da olacak.

Oldukça uzun bir mektup oldu değil mi? Fakat kendime borçluydum bunu; acı dolu dört yılın yarattığı sıkışma duygusuyla söz vermiştim kendime. İçimdeki acı tükendi. İşte böyle. Veda mektubuna benzedi bu mektup; öyle ki sizi bir kez daha kollarıma alma tesellisine kavuşamadan ansızın geliverirse ölüm, son nefesimi verirken, bu mektupta dile getirdiğim duygularımı, size olan saygısını mezara kadar beraberinde götüren kıskanç bir ruhun son sözleri olarak göndermiş olacağım. Sıradışılığımı affedin. Özellikle peşinden koşulmuş ya da ruhi bir şey değildir: Yalnızca mizaç ve hakikat görmelisiniz içinde. Mektubun elinize geçmesi için başlangıçtaki birkaç ismi siliyorum ve size ulaştırılmasını ısrarla rica ediyorum. Bana ayrıntılı bir cevap vermenizi beklemiyorum ama bu “büyük mektubumu” alıp almadığınızı bildirin yeter. Bu adı vereceğim bu mektuba; evet, bu adı vereceğim. İçindeki duyguları size aktarmak istediğimde, siz de okuyacaksınız bunu… Beni işitiyor musunuz, sevgili dostum? Bunu okuyacak ve sizi mezara kadar sevecek bu adamın kanıyla imzalamak istediğini göreceksiniz.

DE SADE
[…]

Fransızcadan çeviren: Birsel Uzma

Ahmet Erhan;
Dostluğun, acının, denizin, portakal ağacının şairi...
Nasıl giriş yasam, ne gibi şeyler yazsam eksik kalacak biliyorum, biliyorum ama yine de yazıyorum...

İlk olarak Ahmet Erhan tohumlarını içimize atan ve filizlendirip, dallandırıp budaklandıran Mete Özgür 'e daha sonra ise kendisi kardeşim/ablam hatta ikizim olsa bu kadar sevmeyeceğim, aramızdaki sevgiye bir isim bulamadığım Dua'ya selam olsun :) ne kadar beni kandırsa da :) bu Ahmet Erhan'lar bana iki dostumu hatırlatacak şekilde baş köşede duruyorlar(Daha kitaplığa kaldıramadım 2 cildi de, sanırım bir süre de kaldıramam)

Ahmet Erhan böyledir kimine canı ciğeri gibi gelir, kendisinden ötedir. Kimi ne ise abartıdır.
"Hiç bu kadar yorgun olmamıştım. Defter seni de hiç bu kadar yormamıştım" (119/2.cilt) der oysa ki AhErhan... Nasıl direnilir ki böyle bir güzel kelimenin ahengine..

Burada Gömülüdür 2. Ciltte;
*Öteki Şiirler /> *Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi /> *Resimli 'Ahmetler' Tarihi /> *Ne Balık Ne De Kuş /> *Kaybolmuş Bir Köpek İlanı /> *Şehirde Bir Yılkı Atı /> *Sahibinden Satılık /> kitapları vardır.

Onu ölüme götüren alkollü bu kitaplarında daha çok anlatıp, yüceltilmiştir.
"Geldim, gördüm yenildim.... Ne var ki bunda? "(209/2.cilt) kendine yenik bir şairdir AhErhan, hayata yeniktir, sevgilere yeniktir... En çok da seni yenik hissettirir.

Şiirleriyle veda eder her seferinde "Bir veda olsun şiirim, olursa" (214/2.cilt)

Şiirlerinde;
*Denizi:
Ben denizi şeçtim
Vurmak için dünyanın bütün kıyılarına.
Daha söyleyecek
Çok sözüm var çünkü,
Daha yaşanacak nice yaz günü...(114/1.cilt)
*Oğlu olan Deniz'i:
Uzun bir sözcükse ömrüm
Oğlum, son hecesisin sen(514/1.cilt)
*Akdeniz'i:
Ben Akdeniz diyorum ya,
Sen kendi adını ver ona
Ve ilk gülüşün olsun
Mutluluğun yüzgörümlülüğü. (114/1.cilt)
*Türkiye sevgisini:
Ve Türkiye
Her zaman bağımsız kalacaktır! (510/1.cilt)
*Yalnızlığı:
Yalnızlığı çileden çıkaracak kadar yalnızdım (173/2.cilt)
*Alkolü:
Alkol. Ve tütün
Ben ölümü bunlarla yendim. (219/2.cilt)
*Ölümü :
Ölümle hayatın arasında bir yer varsa ben oradayım (78/1.cilt)
Ama en çok da ölümü konu alır AhErhan...

"Ben bu kadar yenilgiyi haketmedim" (147/2.cilt) der. Doğru haketmemiştir. Yazdığı şiirleri, acıları, umutları, umutsuzlukları vardı. Şiirleriyle göğüs gerdi yenilgilerine...

Onu artık kim sorar, kim anımsar?
Soluk dergi sayfalarında kalmış birkaç şiiri
Nasılsa bir yerde su eritir, ateş yakar. "(83/1.cilt ) demişti ama o soluk dergilerdeki şiirleri şimdi Burada Gömülüdür, bu portakal ağacının turuncusunun içinde... Hiç değilse bizdedir, bizimledir. Abartılacak(!) ve sonuna kadar abartarak(!) sevecek olan bizde. Herkes anlayamaz o şiirleri bazı yaşanmışlıklar olması lazım...

Ve "Mersin'de doğduğumu nasıl biliyorsam, adım gibi
Biliyorum Ankara'da öleceğimi(480/1.cilt) diyen Ahmet Erhan 4 ağustosta 55 yaşındayken gırtlak kanserinden Ankara'da ölerek, Ankara Karşıyaka mezarlığına gömülmüştür...
" Göreceksen şimdi gör beni
Çünkü tabutlar ışık geçirmez" (366/2.cilt) gördük seni ama çok geç kalmıştık...


"Ateş yakar, su boğardı, geç anladım.
...
Soğuk üşütür, bıçak kanatırdı." (152/2.cilt)
Her güzel gibi senin de değerini geç anladık...

Değerini bilen okurların okuması dileğiyle...

Büşra, bir alıntı ekledi.
21 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Öte yandan kimse veda etmez, sizi tekrar görmek istemedikleri sürece.

Kaplumbağa Kabuğunda Dünya, John GreenKaplumbağa Kabuğunda Dünya, John Green
Raziye Bozkurt, İncir Kuşları'ı inceledi.
Dün 15:52 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

. Bu romanla Bosna Savaşı’nın bilinmeyen bambaşka bir yüzü gün ışığına çıkarken; kitap okuyucusuna sürpriz bir sonla veda ediyor.Aynı ırktan geliyorlardı. Aynı dili konuşuyorlardı. Bir tek dinleri farklıydı. Biri Müslüman Boşnak genci, diğeri ise Hıristiyan Sırp’tı. İkisi de konservatuardaki aynı Boşnak kızına âşık olmuşlardı. Ve bir gün bu iki genç, güzeller güzeli Suada’ya aşklarını ilan ettiler. Ancak gençlerden biri aşkına karşılık bulmuş, diğeri ise “Kalbimde iki kişiye yer yok” cevabını almıştı.Takvim yaprakları 6 Nisan 1992’yi gösterirken bir bomba düştü beyaz zambakların açtığı yüreklere… Suada patlak veren savaşın estirdiği rüzgârda âdeta savrulan bir yaprak gibiydi. Savruldu, savruldu, savruldu… Sonra da kader onu bir zamanlar ‘hayır’ dediği genç adamın eline esir düşürdü. Genç adam, o gün ela gözlü çöl ahusuna bakmış “Kader bizi ne inanılmaz bir şekilde birleştirdi, görüyor musun Suada?” demişti.Modern zamanlarda Avrupa’da yaşanmış bir soykırımda, kadere inananların romanıdır

Simurg (ϜϓſϞ), bir alıntı ekledi.
Dün 13:48

Bir insanın özü, ancak onu kaybettiğimizi görmek zorunda kaldığımızda, o insan bir veda sürecine girdiğinde ortaya çıkarmış.

Sarsıntı, Thomas BernhardSarsıntı, Thomas Bernhard