"Giden herkes, bütün bu gitmelerin kendileri için hazırlanan özel bir düzenek olduğu yanılsamasıyla ezdiği kaldırıma, yaslandığı binaya birdenbire yabancılaşır. Onlar, bavullarıyla kaynaşıp oradan oraya taşınan, içi yığma umut dolu bir yük olurlar yalnızca. Başka yerlere doğru sürüklenen kalabalık karaltılar, gidenler, döndükleri görülmeyenler."
Güzel bir hanımefendiye, bir cüceye, bir aşk iksirine, bağlılığa, nankörlüğe, sevgiye ve ölüme değinen bir öykü bu. İster eski olsun ister yeni, bütün serüvenler ve öyküler başka ne anlatır zaten.
Bir taze ruh ki hayata bir ümit parıltısıyla açılıyor, güya semanın el değmemiş bağrına güneşin öpücüğünden, onun sevda dudaklarının dokunmasından tutuşmuş bir bahar sabahı ... Fakat sonra yavaş yavaş ufuklar yanmaya, etrafa bir ateş havasının baygınlıkları yayılmaya başlıyor, o saf ve taze ruha hayatın ilk sıkıntıları yavaş yavaş sokuluyor. Hayat mücadelesi ... Daha sonra ümit güneşi o kırılmış kalbin yıkılan emellerine hazin bir veda bakışıyla süzülüp gidiyor: O vakit neticenin kara bulutları ...
Zamanın bu diliminde ne işim var diye düşünenlerdenseniz cevabını yüzyıllar önce Epiktetos vermiş ; "Sen seçtiğin anda doğmadın dünyanın sana ihtiyacı olduğu anda doğdun."