“Kurumlar arasındaki görünmeyen hiyerarşiler, alt–üst sınıfın mobbingi, tacizi, baskısı ve insanın insana kurduğu düzen…
Derdâ, henüz 11 yaşında bir çocuk. Babası tarafından, Ubeydullah’ın (cemaat lideri) oğlu Bezir’e para karşılığında satılıyor. O andan sonra olaylar Türkiye’den İngiltere’ye uzanırken; sadece bir yolculuk değil, bir insanın içten içe silinişini okuyoruz.
Bu kitap; bir çocuğun, bir insanın, bir kadının daha tam var olamadan ruhunun nasıl yorulduğunu, bedeninin nasıl kendi varlığından uzaklaştırıldığını anlatıyor. Sayfalar ilerledikçe insan, gördüklerinden çok göremediklerini düşünmeye başlıyor. Çünkü gerçek hayatın karanlığı çoğu zaman anlatılanlardan daha büyük.
Din, güç, çıkar ve otorite; insanın elinde bazen koruyan değil yok eden araçlara dönüşebiliyor. Kitap da tam olarak bunu sorguluyor: Beyni olan ama vicdanını işine geldiği gibi kullanan insanların başka bir insanın hayatında açtığı geri dönüşsüz boşlukları…
Her sayfası zihinde ayrı bir iz bırakıyor; bazı yerleri düşünce olarak, bazı yerleri duygu olarak uzun süre insanın içinde kalıyor.”
-“Gördüklerimizden çok göremediklerimiz”
Bir insanın yok olması her zaman ölmesiyle olmuyor.
*Derdâ dışarıdan yok ediliyor.
*Derda içeriden yok ediliyor.
Birinin hayatını insanlar elinden alıyor; diğeri hayatta kalmak için kendinden parçalar veriyor.
*Derdâ hayatta kalmak için susmayı öğreniyor; *Derda hayatta kalmak için düşünmeyi öğreniyor.
***İnsan kurtulmak için bazen kendinden vazgeçebiliyor.
***İnsan yaşadığı bütün şiddetten sonra hâlâ başka bir insana ulaşabilir mi?