1984 okurken zihnime çekilmiş bir kelepçenin varlığını hissettim. Kurgu olarak anlatılanı, gerçek yaşamda bazı alanlarda bir an bile olsa hissediyorsun. İşte insanı rahatsız eden şey de bu olma ihtimali. Özgürlüğün kelimeden ibaret kalıp anlamını yitirdiği düzen insanı geriyor. Büyük Birader bakışı, senin düşüncende bir gölge gibi; bu da korkunç bir ruh haline neden oluyor. Dışarıdan gelen baskıdan çok, insanın kendi içini bile denetleyecek hale gelmesi bu noktada sorun.
Baskıdan öte mesele, gerçeğin yeniden yazılması. Dün doğru olan bugün yanlış, bugünün ise hiç yaşanmamış hale gelmesi korkunç. Bu durum insan hafızasına yapılan bir saldırıyı içeriyor. Kitaptaki iki kişinin ilişkisi bile geçici bir unutma halini hissettiriyor. Sevgi bile sistemin dışında kalamıyor, teslimiyetin sessiz sedasız bir haline dönüşüyor.
İnsan kitabı bitirdiğinde, kurgunun içinde kendine şu soruyu soruyor: “Ben ne kadar özgürüm?” Kontrol edilebilir olma hissinin kendisinde yarattığı tedirginliği hissediyor.