Kitap bence Kinyas ve Kayra adında iki çocuğun birbirini "kötü" etkileme yolculuğundan ibaret. Çünkü kitap boyunca düşündüğüm tek şey Kayra ve Kinyas hiç tanışmasaydı, asla o 8 yılı yaşamayacak olmalarıydı. Damlaya damlaya göl olur misali, onlar da kendisi kadar karamsar birini buldu ve bu karamsarlık önce depresyona, sonra bir akıl hastalığına dönüştü. Birbirlerini zehirlediklerini düşünüyorum ama burda zehri taşıyan asıl kişi kesinlikle Kayra'ydi. İşledikleri suçları ve onlara yaklaşımlarına göz attığımızda bile, Kayra muazzam bir narsistlikle aslında her şeyi bildiğini ve tüm bunların bir anlamı olmadığına kendini ikna etmişti. Kinyas ise aslında öldürdüğü her insanda kendinden kurtulmaya çalışıyordu. Finaldeki Tolga'nın Kinyas'tan kurtulma çabası gibi tıpkı. Hatta kitabın başlarında Moctar karakterini anlamsız bir şekilde öldürüp sakin kalmasının arkasında bile düşünsel olarak "onu öldürdüm çünkü işe yaramaz bir adamdı" fikri yatıyordu. Ve finalde gördüğümüz üzere Tolga ailesini, işe yaramaz biri olduğunu düşündüğü için ve hiçbir şey başaramamış bir alkoliğe dönüşmesini ailesi görmesin diye evi terk etmişti. Yani Kinyas, Moctar'ı değil kendini öldürmüştü. Ayrıca Kinyas'ın, yani Tolga'nın kesinlikle kişilik bozukluğu mevcut. Kayra onda yeni bir yüz yaratmış. Ki Kayra kesinlikle bu kitaptaki asıl korkunç taraftı. Okuduğum en narsist karakterlerden biri kendisi. Dorian Grey'le aşık atabilir, hatta kendini ikna konusunda onu geçebilir bile. Kayra başarılı bir tıp öğrencisi, sosyal hayatta kabul gören biri olmasına rağmen tüm bunları yapan kişi. Kinyas gibi başarısız ve dışlanmış değildi. Afrikada geçirdikleri her günü okurken Kayra'nın yine tüm işleri halleden, insanlarla konuşan kişi olduğunu gördük. O yaşama aitti Kayra. Ama Kinyas hep içine kapanık ve yerini