Nereden başlayayım bilemedim ki. Bazı bölümler oldu ki gerim gerim gerildim, bazı yerlerde resmen beni katil ettiler sinirden, bazı yerlerde vadilerde dolaşırken esen yellerde huzur buldum. Ruhlar, cinler, melekler, şeytanlar, kötülükler, kiliseler, papazlar, karanlıklar, oyunlar, hainlikler, mide bulantıları ve uğultular... Ama nedense çok az mutluluk hissettim. Resmen her mevsimi yaşadım okurken kitabı. Kitabı okurken birkaç kişi hariç herkesten korkup nefret ediyorsunuz. Ama ahh o Ellen yok mu o kadın...
Spoiler:
Kafamda çok soru işareti kaldı kitaptan geriye. Durduk yere Heathcliff neden eve alındı, nasıl olur da ona bay Earnshaw bu kadar düşkündü, Hareton'a nasıl babasının mirası kalmadı, Heathcliff'in şeytani zulümlerine nasıl kimse ses çıkaramadı, evdeki hizmetçiler başta Joseph olmak üzere evin gerçek sahiplerine nasıl sadakatsizlik eder, Heathcliff nasıl bu kadar ucuz ölür çok daha beterini hak ederken ve daha nice soru işaretleri. Kendini şeytana satan Heathcliff'e daha neden ve nasıl herkes bu kadar yanaştı anlamadım. Adam adeta mıknatıs gibi herkesi tuzağına çekti. Küçük Cathy'nin aynı annesi gibi yaşadığı iğrenç aşkları da okunacak gibi değildi. Kitapta sevdiğim tek kişi Edgar idi. Zavallım ne büyük bir insandı. Tek hatası Ellen'in oyunlarına düşmek oldu.. Ve son sözüm o Ellen Dean'e... Bütün bir aileyi mahvettin, yazık günah değil miydi o insanlara kendini bir şeytana satan adama bile hizmetçilik ettin onun emir kulu oldun. İnsan ekmek yediği kapıya bunu yapar mıydı. Heathcliff'le beraber kitaptaki ikinci şeytan sendin !!!
Velhasıl, kitabın adını yaşıyorsunuz okurken. Tepeden gelen uğultuları ve inlemeleri hissediyorsunuz gerilerek. Giriş ve gelişme bölümlerine tam not verirken o son olmadı be Emily'cim. Ben o dönemde yaşasaydım seni eleştirecegim