Benim burada ne işim var?" diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz? Üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak birçok yol olduğunu da biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanların seslerini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Yaprakların arasından gelip geçen şekiller halinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim?
Benimle konuşmak mı istiyorsun?
Diye sordu Bilge.
“Eğer vaktiniz varsa dedim.
Gülümsedi.
“Benim her zaman vaktim vardır.” Dedi.
“Bana ne sormak istiyorsun?”
“İnsanoğlu seni en çok hangi yönüyle şaşırtıyor?”
“çocukluktan sıkılıp hemen büyümek istiyorlar,”
“Büyüyünce de tekrar çocuk olmak…”
“Yarınından endişe ederken bugünü unutuyorlar,”
“Ne bugünü nede yarını yaşayabiliyorlar…”
“Para kazanmak için, önce sağlıklarını harcıyorlar,”
“Sonrada sağlıkları için paralarını…”
“Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar,”
“Ve de hiç yaşamamış gibi ölüp gidiyorlar…”
Ekmek herkese yetecekti aslında. Tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami - Geldikleri gibi gitmediler kimi itini bıraktı kimi bitini, kimi de piçini. Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil...
"Neyzen Teyfik "