enise

enise
@enise_k
yazdığım hiçbir şeyi silmiyorum ama tekrar okumuyorum da.
Eroin Güncesi İnceleme
8/10
·128 syf.··
2020 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2020 14:25
Kitabı okumaya başlamadan önce hakkında çok fazla övgüye şahit oldum. Kanat Güner’in ölüm haberini okuduğumda da çok üzülmüştüm. Okuyan kişilerin gerçekten farklı bakış açısına sahip olmasından mı bilmem -ki aynı anda o kadar kişinin çok benzer düşüncelerde olması garip- kitabı okumadan önce ben yazarın hayatında çok fazla kötü olayların olduğunu, o kadar yaşanmışlığın üstüne eroine başladığını düşünmüştüm ama kitabı okuyunca fark ettim ki sadece bunlar değil. Eğitimli, mesleği olan bir ailenin çocuğuymuş; çocukluğunda yaşadığı ebeveynlerinin boşanma süreci ve babasının onu hiç affetmeyeceğini söylemesi çok zor gerçekten de tabii. Babasız olmaktan bile kötüdür belki de babanın sana karşı duvar örmesi. Ama diğer yandan okuduklarımdan görüyorum ki yazar sürekli uyuşturucu kullanmak için bahane üretmiş adeta. İnsanları kıyaslamamak gerek, tamam kabul, ben de katılıyorum buna ama her insanın bunu kendisi için yapması gerektiği düşüncesindeyim. Örnek verecek olursam, kitapta annesiyle babasından nefret ettiğinden, -öyle tahmin ediyor, emin değil nefret ettiğinden- bu yüzden de kendine yaptığı her kötülükle onları cezalandırmaya çalıştığını söylüyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde ise ilk eroin krizinden hastaneye yattığında babasını arıyor. Babası hastaneye gelip işlemlerine yardımcı oluyor ve anlayışla karşılıyor yaşadığı durumu. 90’lı yılların Türkiye’sinde sahip olabileceği en iyi aile diyemem ama kötü bir aileye, anlayışsız bir aileye sahip değildi okuduklarıma bakacak olursam, aynı zamanda gözlemlerime. (90’lı yıllara göre gözlem yapamam tabii ama 2000’den sonrası için bile durum böyle.) Ya ailesinden nefret etmek için sebep aradı, ya onların kendisinden nefret etmeleri için çok uğraşarak aynı şekilde karşılık vermeye çalıştı ya da kitabında dile getirmediği sebepler
Edebiyat
Eroin GüncesiKanat Güner · MB Yayınevi · 20081,696 okunma
Reklam
8/10
·160 syf.··
2019 1. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 18 Eylül 2019 22:14
Sevdiğim karakter neredeyse hiç yoktu. Yeri geldi hareketini çok sevdiğim birinden nefret ettim. Hayriye Hanım çok saftı. Aynı zamanda cıvıktı. Ali Rıza Bey çok fazla “namus” diye kafayı bozmuştu. Şevket’in evli bir kadınla ilişki yaşamaktaki amacı neydi acaba? Diğer yandan para ondaydı sonuçta istese Ferhunde’yi de kardeşlerini de sustururdu. Kitap 1930 yılında İstanbul’u temel alarak yazılmış ama 90 senedir bir şey değişmiş değil. Halk olarak aynı tas, aynı hamam. Yuva yıkma daha da arttı, bir yerden sonra gözümüzde normalleşmeye başladı hatta. Namus kelimesini abartmayı bırakmaya çalışırken namussuzluğu yaydılar. Hiç normal olmayacak, saygısızca davranışlar daha da arttı. Halk git gide cahilleşiyor, okuma oranı azalıyor, sadece bilgisayar başında “sahte dünyaları” izleyerek hayatlarına devam ediyorlar. Örneğin anne-baba akşam işten dönünce televizyon başına oturup, son sesle kafa şişirmek yerine kitap okusalar çocuklarına daha iyi örnek olabilirler. Sabah bir gazete açıp okusalar; rahatça, mutlu, huzurlu bir şekilde ailecek kahvaltı yapsalar, yaşamdan daha fazla haz almak için uğraşsalar bunların hiçbirinin olmayacağını düşünüyorum. Ve bununla beraber günden güne iyileşmeye başlarız. Ama yaşadığımız toplumun şartları bizi köleleştirdi. Aldığımız nefesin bile tadını çıkarmamıza izin vermiyor. Farklı kesimler birbirine laf söylese de hiçbiri kendini sorgulamıyor ve onların -her zaman bir şekilde istediği gerçekleşen onlar vardır- istediği gibi olmaya devam ediyorlar. Tüm dünyayı yerinden oynatan salgından bile daha kötüdür cahillik dediğimiz illet. Keşke 90 senedir hiç değişmediğimizi bize gösteren bu kitapları daha fazla okusak, okutsak. Belki çok zordur düzelmemiz ama yılmadan denemeye devam etmeliyiz. Kitabın anlatımı çok ama çok güzeldi, hiç sıkılmadan
Yaprak DökümüReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 201636,1bin okunma