"Eski zamanlarda bazı gönül ehli insanlar yazdıkları ya da söyledikleri şiirlerinin altına isimlerini yazmamışlardır. Kibirleri galip gelmesin, nefisleri onları yenmesin diye. Bazen "lâedri" bazen "Meçhul" bazen "Hiç" diye imza atarlar hatta bazen tek bir şey olsa yazmazlarmış.
'Lâedri' de bilinmez anlamına gelirdi. Söz benim dilimden dökülse de sahibi Allah'tır manasına gelirdi."
Ben ufacık, kara bir nokta gibiyim içinde . Sen ne denli müsade edersen işte o kadar büyürüm. Ben büyüdükçe sen küçülürsün lakin anlamazsın. Zira gafilsin sen. Büyüdüm sanırsın.
Ben düşmanım aslında sana. Ama sen düşmanına âşıksın.
İnsan benimle yapar bunları. Ben oldukça o kendini büyük sanır, büyüdükçe küçülür, hakikatini kaybeder. Esasında ve hakikatte küçüldükçe büyür insan, başını eğildikçe göğe değer, noksansız olur. Lakin bilmesin ve görmesin, kendi için zannetsin her şeyi, dünyayı kendi için yaratılmış saysın ve kendini de dünya için yaratılmış...
Renk yüzünden olan aşklar aşk değildir, sonuçta ar olur.
Keşke kuyumcu bütünüyle ar olsaydı da bu kötü olay başına gelmeseydi.
Gözünden ırmak gibi kan aktı. Yüzü, canının düşmanı oldu.
Hastalıktan güzelliği kalmayınca kızın canı da ona bağlılıkta kalmadı.
Çirkin, sevimsiz olunca, yüzü sararınca yavaş yavaş gönlü soğudu.
Renk yüzünden olan aşklar aşk değildir, sonuçta ar olur.