-Anlattığınız bu olayı kendi gözlerinizle mi gördünüz?
-Sayın Yargıç, Savcının bu sorusunu anlayamadığımı itiraf edeyim.
-Demek itiraf ediyorsunuz.
- Neyi?
- Her şeyi.
-Ama ben...
-Sanık itiraf etmiş ve dava bitmiştir.
-Ölümün eşiğinden döndüğünü söylemiştin bana.
-Evet
-Nasıl bir ölümdü bu?
-Geleceği olmayan. Doğrusunu istersen geçmişi de olmayan ille de öğrenmek istiyorsan şimdisi de pek yoktu. Yalnız o
vardı, ölüm. Bir de ben. Aramızda da bir eşik.
-Sonra n'oldu?
-Kapıyı yüzüne çarptım Sırası değil, dedim ona.
Bazılarımız mürekkep gibidir, bazılarımız ise kağıt eğer bazılarımızın siyahlığı olmasaydı, kimileri dilsiz olurdu:
Ve yine bazılarımızın beyazlığı olmasaydı, kimileri de kör.
Evim bana şöyle der: "Beni terk etme, burada senin geçmişin yaşar." Yol ise aksine bana şöyle der: "Gel ve beni takip et, çünkü ben senin geleceğinim."
Ben de her ikisine derim ki, "Benim ne geçmişim ne de geleceğim mevcut. Eğer burada kalırsam, kalışımda dahi bir gidiş var demektir; eğer gidersem de gidişimde bir kalış. Yalnız sevgi ve nefret değiştirebilir her şeyi."