"Aşık olmak böyle bir şey miydi? Dinlediğin hikayelerin kahramanlarıyla özdeşleşmek miydi?"(s.58)
Belki de bu yüzdendir, sevdiğim, kendimde ve yazılan yazıda ortak bir şeyler bulduğum kitapları tekrar okuyorum, o bilindik hissi tekrar tatmak için, neler olup bittiğini bildiğim halde. İzlediğim dizilerde, animelerde de keza böyle, kendime yakın bulduğum ve sevdiğim bir karaktere bağlanıp onun bulunduğu sahnelerde içim kıpır kıpır oluyor. Onlarla duygudaş oluyorum. Evet, galiba böyle bir şey, kendimi bağdaştırdığım, özdeştirdiğim kahramanlara bir tutam aşık oluyor olabilirim.
Düzenli bir okur değilim, iyi bir okur olduğumu da söyleyemem, dikkatim çok kolay dağılır, herhangi bir cümle beni alıp nerede biteceğini bilemeyeceğim bir düşünme serüvenine çıkarabilir. Beni bu hislere götüren kitapları sevmişimdir.
Barış Bıçakçı ile geçen hafta tanıştım,Bizim Büyük Çaresizliğimiz ile. Kitapçıda rastlayıp birazcık başlarını, birazcık da ortalarından kısımlar okuyup o farklı üslubunun tüm metne yayıldığını anladığım, sonrasında da birkaç inceleme okuyup almaya karar vermemle gerçekleşen bir karşılaşma. Bundan önce de 1000kitapta gördüğüm ve hatırladığım bir isimdi #y:3333.
Olay örgüsünden bahsetmeyeceğim, elbette önemli, gidişatı belirleyen en önemli unsurlardan biridir olayların birbiriyle ilintili olması. Ama benim için o kadar da ön planda tutabileceğim bir unsur değil. Çetin'le Ender'in o arkadaşlığı, dostluğu, bunu anlatım üslubu, benim için daha mı daha fazla önemliydi. Daha geçen hafta okumama rağmen rahatlıkla söyleyebilirim ki ne zaman bu kitabın ismini görsem Çetin ve Ender aklıma gelip o garip his tekrar kendini gösterecek, olayları silsilesini hatırlamayacağım.
Barış Bıçakçı fazla sözcük kullanımından oldukça kaçmış bu kitabında, sadelik ve naiflikle çok hoş bir eser ortaya çıkarmış. Düşüncesini