Büyük bir filozof ve matematikçidir Bertrand Russell. İnanç biçimi ve neye inanıp inanmadığı tabi ki kimseyi ilgilendirmez. Ama yazmış Lord Russell. Mesela Sokrates için kötü bir papaz tipini andırdığını söylüyor. Haklı mı, evet kesinlikle haklı. Neden mi? Çünkü kısa zamanda eleştirel aklın, uzun zamanda da bilimin önüne en büyük engeli çeken adamlardan biridir. Açıklayalım. Sokrates için Nasıl diye bir şey yok. O Niçin sorusu ile ilgileniyor. Dünyanın Nasıl oluştuğu ile değil de Niçin yaratıldığı ile ilgileniyor. İnsanlar Nasıl ortaya çıkmışlar diye değil de Niçin yaratılmışlardır diye soruyor. Buradaki temel nokta kafanızı karıştırmasın. Önemli olan oluştu mu yaratıldı mı meselesi değil. Önemli olan nasıl kısmını bilebilmek. Siz eğer ki nasıl kısmını, sürecin içerisine dahil etmezseniz, o zaman işlerin nasıl ilerlediğini anlayamazsınız, yani çevrenizi tanıyamazsınız. Çevrenizi tanıyamadığınız zaman da depremleri Poseidon’un yaptığına inanır, şimşeklerin Zeus’dan geldiğini zannedersiniz. O zaman da çevrenize karşı korumasız kalır, kendinizi yalnızca dualarda korumaya çalışırsınız ki benim gördüğüm kadarıyla İslam dünyası dualarla pek korunmuyor. Bertrand Russell, Sokrates’in gerçeği aramak yerine kendi inançlarını empoze etmeye çalışan sahte bir peygamber olduğunu göstermiştir. Neden sahte peygamber diyoruz Sokrates için? Ben demiyorum kendisi yani Sokrates, kendisini peygamber ilan ediyor. Adalet Tanrıçası Dike’den kendisine vahiyler geldiğini ve onun yerine dünyada adaleti yaymakla görevli olduğunu iddia ediyor. Uyarma yöntemi de ilginç. Kendisininki dışındaki bütün görüşleri, çürütünceye kadar soru sormak. Buna doğurtma yöntemi diyor. Annesi ebeymiş, bundan dolayı