Bir erkek hiçbir zaman, kendini belirli bir cinsiyete ait bir birey olarak ortaya koymakla başlamaz işe: Erkek olduğu kendiliğinden bellidir. Belediye kayıtlarında ve kimlik beyanlarında erkek ve kadın sütunlarının simetrik olması tamamen biçimseldir. İki cinsiyet arasındaki ilişki, iki elektrik akımı, iki kutup arasındaki ilinti değildir. Erkek aynı zamanda hem artıyı hem de nötr olanı temsil eder.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan türü içinde dişilerin bulunduğu konusunda herkes hemfikir; geçmişte olduğu gibi bugün de insanlığın hemen hemen yarısını kadınlar oluşturuyor, ama yine de bize "kadınlığın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu" söyleniyor. "Kadın gibi davranın, kadın kalın, kadın olun," öğütleri veriliyor. Demek ki her insan dişisi mutlaka kadın değil, bunun için kadınlık denen gizemli ve tehdit altındaki gerçeklikten pay alınması gerekiyor.
Neden bir kadın dünyada kendini gerçekleştirmeye çalışmak yerine, kişisel hedeflerine ulaşmasını zorlaştıracak bir şey yapsın? Çocuk doğurup kendini yaşamın yeniden üretimine mecbur etsin? Erkeğin kişisel hedefleri ile türün hedefleri çatışmazken, kadının durumunda kişisel hedefler ile türün çıkarları birbirine ters düşmektedir. Elbette bu haksızlık, çocuk büyütmede eşit sorumluluk alınması suretiyle ve çocuk bakımının kadın üzerindeki yükünü azaltan kreş gibi kurumlar açılarak azaltılabilir.
Evde çalışan birisi, sürekli emek harcadığı halde, ertesi gün veya birkaç gün sonra hiçbir şey yapmamış gibi olacaktır. Pişirdiği yemekler yenip biter, temizlediği odalar yeniden kirlenir. Bu döngü devam eder ve insan sonunda hiç yaşamamış gibi göçüp gider düyadan.
Biyolojik olgular bizi belirlediği için değil, bizim o olguları anlama ve yorumlama biçimimiz dünyayı yaşama tarzımızı kurduğu için biyolojik etkenlerin göz ardı edilmemesi gerekir.