"Hepimizin içinde adını koyamadığımız bir şey var, bizi biz yapan işte o."
Olaylar, bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir şehrinde, trafikte aniden kör olan bir adamla başlıyor. Toplumsal değer dediğimiz tüm ayıpların, günahların, ahlak ve görgü kurallarının ne kadar kırılgan bir zemin üzerinde durduğunu, açlığın, yokluğun tüm bu "değerleri" nasıl yerle bir edebileceğini oldukça akıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Kitapta anlatılanların yanında yazarın anlatım şekli de bir o kadar ilginç. Öncelikle yazar kitapta hiçbir özel isme yer vermemiş, karakterler bile doktor, doktorun karısı, ilk kör gibi isimlerle anlatılıyor. Hatta kitabın bir kısmında şöyle bir cümle görmek mümkün: körler ada ihtiyaç duymaz, ben bu sesim, gerisinin önemi yok.
Onun dışında yazar bu 330 sayfalık kitapta nokta ve virgülden başka hiçbir noktalama işareti kullanmamış, özellikle diyalog kısımlarında kimin ne söylediğini anlamak için birden fazla okumak gerekebilir. Ama sayfalar ilerledikçe, bu tutumun karakterlerin adının olmaması ile ilişkili ve hatta gerekli olabileceğini düşünmeden edemiyor insan; çünkü kitabı okurken konuşmaları bir kör gibi dinliyorsunuz, önce sesler geliyor, ardından siz onları kimin söylediğini algılamaya çalışıyorsunuz.
Saramago'nun okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen yazarın kitapta çoğu olguyu, kavramı yoruma açık bırakması, sadece tek bir metafor üzerinden bu kadar fazla konuya değinmesi beni kendine hayran bıraktı. Özetle harika bir anlatım, sarsıcı bir konu, müthiş bir kitap...