İnsan bazen ölümden çok, ölüm bilgisini taşımaktan yoruluyor. Çünkü mesele yalnızca bir gün ölecek olmak değil; sevdiğin her şeyin de geçici olduğunu bilmek. En güzel günün içinde bile hafif bir kayıp hissi dolaşıyor bazen. Bir arkadaşlıkta, bir aşkta, bir sofrada... İnsan tam mutlu olacağı anda bile zihninin bir köşesinde şu düşünce beliriyor: "Bu da geçecek."
Belki de bu yüzden bazı insanlar neşeyi bile tam yaşayamaz hâle geliyor. Çünkü sevinç bile kırılgan geliyor onlara. Çok gülersem kötü bir şey olur, çok bağlanırsam kaybederim, çok seversem canım yanar... insan yalnızca acıdan değil, acının ihtimalinden de yoruluyor.
Ve bazı inanç biçimleri bu korkuyu yatıştırmak yerine büyütüyor. Hayatı, sürekli yanlış yapma ihtimaliyle yaşanan bir sınava çeviriyor. Böyle olunca insan yaşamayı değil, sürekli kendini denetlemeyi öğreniyor.
Oysa Epikür'ün söylediği gibi, ölüm korkusu insanın yaşamını daraltan en büyük yüklerden biri. Çünkü insan, henüz gelmemiş bir sonun gölgesini bugünün üstüne düşürüyor.