Kurgusuyla, karakterleriyle, hikaye akışı içinde giderek artan temposuyla kalbimi çalan o dramione kurgusu! Vallahi 30umdan sonra bir Slytherin olmama şu kadar kaldı.
Hikâye, güçlü olmak zorunda kalan bir kadının -Briony- hem dış dünyayla hem de kendi içindeki kırılganlıkla verdiği mücadeleyi anlatıyor. Ama bu sadece bir hayatta kalma hikâyesi değil; aynı zamanda kontrol, güven ve arzunun birbirine karıştığı yoğun bir yolculuk!
Bence kitabın en etkileyici yanı -dramione fan-fic olması hariç tabii ki!- atmosferi. Okurken sanki loş ışıklı, siyah/koyu yeşil mermer işlemeli, soğuk, gizemli bir sarayın içinde yürüyormuş gibi hissediyorsunuz. Her köşede bir sır, her karakterde çözülecek bir gizem var. Ve tam her şeyi çözdüğünüzü sandığın anda hikâye sizi başka bir yöne çekiyor. Ben bu belirsizlik hissini çok sevdim.
Karakterler özellikle çok güçlü yazılmış bence. Ana karakter sadece “güçlü kadın” klişesi değil; korkuları olan, hata yapan ama buna rağmen ayakta kalmayı başaran biri. İç çatışmalarını hissediyorsunuz. Ve Toven! Tam anlamıyla gri bir karakter.
Kitap boyunca sürekli şu hissi yaşıyorsunuz: “Bir şeyler olacak.” Eğer karanlık romantizm seviyorsanız, karakterlerin psikolojisine giren hikâyeler hoşunuza gidiyorsa ve okurken “biraz tehlike, biraz tutku” arıyorsan bu kitap tam size göre bence. Bazı konular bir tık havada kalmadı değil - devam kitaplarında her bir taşın yerine oturacağına inanıyorum.
Her şeyi geçtim çok başarılı -keşke bu kadar da başarılı olmasaydı lol- bir slow burn için alın bu kitabı okuyun. Ve başka bir evrende bambaşka bir Draco versiyonu için!