Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ben bu kitabı hissettim. Düşündüklerim ve gördüklerimle hissettim, eleştirilerin hepsine katıldım. Kendi doğduğun topraklardan gitmenin insanda bıraktığı o hiçbir yere ait olamama hissini o kadar güzel vermiş ki. Ülkeden gittiğinde sadece oradakileri değil kendinden de bir parça bırakmış oluyorsun arkanda. Aslında terk edenin ilk biz olmadığını, ülkenin bizi terk ettiğini söylüyor Maalouf. Ülkenin sana vermesi gerektiği şeyleri vermediğinde kalmak için ne sebebin var? Eğitimin, adaletin ve ekonominin olmadığı, kendi düşüncelerini ifade edemediğin bir yerde kalmanın ne önemi var?
Lübnan iç savaşından kaçan karakterimizin yazdıklarına eşlik ediyoruz. Lübnan iç savaşına sebebiyet verenin ise ülkeye fazla mülteci almak olduğunu söylemek istiyorum çünkü bence biraz tarihe bakarsak ders alabiliriz bir noktada. Ana karakterimiz seneler önce gittiği ülkesinden arkadaşının hayatını kaybetmesi sebebiyle ülkesine geri dönüyor. Ülkesine geri dönmek, anılarına, yaşanmışlıklarına geri dönmek demek. Eski arkadaşlarıyla beraber bir buluşma ayarlamaya çalışmasıyla beraber arkadaşların önceki ve şimdiki hayatlarını okuyoruz. Orta Doğu'yu anlatırken dinleri, ahlakı, savaşı öyle derinden anlatmış ki etkilenmemek imkansız.
Kitap bu anlamlarıyla gerçekten dört dörtlük bir kitap fakat ana karakterimizin gereksiz özel hayatı beni biraz soğuttu 🩷 ben, kocam ve kocamın eski sevgilisi birbirimizi çok seviyoruz 🩷🩷 gibi olmus maalesef beğenmedim. Kitabın sonunu okuduğumda neden böyle bitirdi diye çok kızmıştım aslında ama bitirebileceği en güzel şekilde bitirmiş olduğunu üstüne biraz düşününce anladım. Okunmasını herkese tavsiye çok çok ederim
Sevgili çizgilerim benim, sevgili kırışıklıklarım, sizi ne kadar seviyorum... Siz bana ne çok şey öğrettiniz... Siz beni ne kadar çok seviyorsunuz... Siz benim mutluluğum, siz benim savaşım, siz benim mutsuzluğum, siz benim acılarım, siz benim özgürlüğümsünüz... Sevgili, ince, küçük, zarif çizgilerim... Dostlarım. Siz olmasanız ben ne yapardım? Siz benim kararlılığım, siz benim gücümsünüz. Sizi oluşturana dek neler yaşadım... Neler çektim... Nasıl savaştım ben... Ve size böyle anlayışla, mutlulukla bakabilmek için... Ne çok uğraştım.
"Peki size yapılıyor mu bir iş yolculuğuna çıktığınızda bu gibi şeyler? Otellerde, otobüslerde, uçaklarda, size bir tuhaf yaratık, bir orospu, bir nesne gözüyle bakılıyor mu? Kalçanızı ellemeye, bacağınızı, göğsünüzü görmeye çalışıyorlar mı, taksi şoförleri sizi kaçırmaya çalışıyor mu, lokantalarda kâğıt yolluyorlar mı, hafif gibi olmamak için yüksek sesle gülmemek, ona buna gülümsememek, asık yüzle dolaşmak, ciddi olmak, işadamı olduğunuzu kanıtlamak için uğraşmak zorunda mısınız?"
"Yooo!" diyorlar.