... Tam o sirada Eylül' ün mezarının başındaki dut ağacının gövdesinde bir İpek Böceği belirdi, ben ona bakınca usulca hareket etti. Turuncu bir yağmur başladı...
Tren garına vardığımda kar yeniden başlamıştı. Beyaz topaklar saçlarımı boyadıkça,beyninde dönüp duran kuduz kelebek de bu durumdan ilham alarak tüm kozlarını döküyordu. Elimde pastel turuncu, dikişleri patlamak üzere olan valizimde, başka, uzak bir şehirde yeniden diriltmek umuduyla taşıdığım ölüler vardı. Belki on parçaya ayrılmış kendimi taşıyordum.
Defterine şöyle yazmıştı, "Evet, ölüm bir ihtimalden çok daha fazlası... Lâkin bu ıssızlıkta; eşsiz bilgiler barındıran bir defter ve emsalsiz bir hazineyle helak olmaktansa, bir kaptana yaraşır şekilde; sular üstünde, gökler altında ölmeliyim..."