Oysa öyle bir evde ölmeliydim ki insanlar dokunacak et bulamamalıudı üzerimde. Jules Verne’in romanındaki o fener gibi. Dünyanın ucundaki evi bulmalıydım. İnsanlar öldüğümü fark edene kadar ben çoktan çürümüş olmalıydım. Beni öyle bulmalılardı. Çürümüş olarak! Görür görmez benden mideleri bulanmalıydı! İlk görüşte korku olmalıydı! En azından ödeşmiş olurduk...
Madem Kuran “Oku!” diye başlıyordu, ben de mektubun başına “Sen de bunu oku!” diye yazacaktım. “Hele şu delikten bir çıkayım, hepsini yapacağım” diyor ve yanıt olarak, sürekli sesi duyuyordum: “Daha?”
Matematikti her şey. Hatta sadece bir çıkarma işlemi. Nefretimi bu dünyadan çıkarınca geriye ne kaldığını bulabilsem, bitecekti bütün hikaye. Çünkü sonrası sadece gündelik hayattı... Belki biraz da morfin sülfat.