Eğer bir Tanrı varsa" diyordu, "O sadece Hıristiyanların Tanrısı olamaz. Aynı zamanda Yahudilerin, Müslümanların, Budistlerin, Zerdüştlerin, Şamanların, hatta dinsizlerin bile Tanrısı olmalı. Ama anlamadığım şey, o yüce Tanrı, neden bu kadar duyarsız? Neden savaşa, açlığa, hastalığa çare bulmuyor? Neden bu kadar acıya, vahşete göz yumuyor?
Macellanyada’yı, ölmeden 7 sene evvel yazmış Jules Verne, ancak kitabın yayımlanması sonra olmuş.
Güney Amerika'nın uç kısmında, adalar topluluğunda yer alan Macellanya'nın Yeni Ada'sında yaşayan Irlandalı bir adamın bir yerliyi güçlü bir kaplanın pençesinden kurtarmasıyla başlıyor. Yaralı yerliyi Wallah Obasına götürmeyi kendine bir görev bilen bu adama yerliler velinimet anlamında Kaw-djer ismini vermiş. Öyle ki yardımsever bir doktor olması bu ismi sonuna kadar hak ettiğini bizlere kanıtlıyor. Tabi onun ünün böylesi yayılması Macellanya'yı pay etmeye çalışılan Şili ve Arjantin hükümetlerininde dikkatini çekiyor. Gözlerden uzak ve kimseye hesap vermeden, yanındaki yerli dostu ve oğluyla birlikte daha fazla kalamayacağını fark eden Kaw-djer için bu sefer Yeni Ada'dan Hoste Adasına bir serüven başlıyor. Onu bu kovalamacaya iten sebep ise hiçbir ülkeye ait olmayan bu adalar topluluğunun iki ülke arasında pay edilmesi. Ta ki Hoste Ada'sında yaşadıklarına kadar. Çünkü kader karşısına hiç düşünmeyeceği insanları çıkarıyor. Hoste Adası artık onun yeni evi. Burada’da bir takım olumsuzluklar çıksa da Kaw-djer bunlarında üstesinden gelir.
İdeolojiler, dinler, insanın başta açgözlülüğü iyi kötü tüm eğilimleri ile tümüyle bakir bir adada yeni bir yerleşim oluşturulurken neler yaşanır, düze, feraha nasıl çıkılır: Okunası, dersler çıkarılası bir Jules Verne kitabı daha...
Çatalhöyük kazılarıyla başlayan bu kitap, Kutsal Meryem ile son buluyor. Yedi bölümden oluşuyor. Sade ve akıcı,anadolu'daki kutsal yerler, dinler ve tanrıçalar hakkında genel bir bilgin olsun diyorsanız bu kitap yeterli olacaktır.
Yazar eserin ilk bölümlerinde tanrıçanın simgeleri ve hayvanlarını, o çağlarda kadınlara biçilen rolleri anlatıyor. Paganik dönemde hayat yolunda yücelme ve arınma ihtiyacı olan insanları kurban ve dua ritüeliyle maddi yönden kendine bağlayan rahipler işi biraz daha ileriye taşıyararak tapınakları adeta bir bankaya çevirirler.Bu öyle bir sektör haline gelir ki krallar ve zengin kişileri bile maddi varlıklarını tapınaklarda saklamaya başlar. Ruhban sınıfının güç kazanmasından haz etmeyen yöneticiler ise pek çok yasa getirse de ilahi dinler gelene kadar bu durum devam eder.
Kitabın içeriğinde genel olarak anaerkil bir toplumun şekil değiştirerek zamanla ataerkil bir tutum izlemesi üzerinde durulmuş. Tarım, kültür, sanat, savunma gibi alanlara din, tarih ve mitoloji eşliğinde ışık tutulmuş. Anadolu'nun Kültürel Kökleri bize ilginç bilgilerde sunmuş. Örneğin; tahılların ekmek için mi bira için mi yetiştirildiği, insan ısırığının zehirlerin en zararlısı sayılması, çömlekler üzerinde bulunan simgelerin anlamları gibi. Bilgi yoğunluğu içeren inceleme kitabı olsa da anlaşılır dili sayesinde bazen bir müzeye bazen bir topluma konuk olmamızı sağlıyor.
Konuya ilgi duyanların keyifle okuyacağı bir kitap. Özellikle mitoloji seviyorsanız.