Yaptığınız tren yolculuğunda karşılaştığınız bir yabancı hayatınızı nasıl değiştirebilir? Bir insan psikolojik baskı ve manipülasyonla kendi sınırlarının dışına sürüklenebilir mi? Bu kitapta bu soruların cevabını yazarın görüşüyle birlikte alıyoruz.
Aslında trajik bir hikaye diyebiliriz. Bunalımları olan genç Charles Bruno ve kendi içinde karısıyla problemleri olan, mesleğinde yükselmek isteyen bir mimar olan Guy Haines, bir tren yolculuğunda karşı karşıya otururlar ve ister istemez birbirlerinin sorunlarını dinlemeye koyulurlar. İşte her şey o tren yolculuğundan sonra başlar.
Benim için kitap gereğinden fazla uzundu. Aslında yazarın değinmek istediği noktalar güzel olmakla beraber anlatımındaki yalınlık benim biraz içimi sıktı. Sanki hikayeyi daha kısa fakat daha çarpıcı bir şekilde bizlere sunabilirdi gibi geldi. Okurken hep kitabın sonunu neye bağlayacağını merak ettim ve sonu aslında tahmin edildiği gibi olmasına rağmen bana sıkıcı ve sıradan geldi.
Dediğim gibi aslında karakterlerin psikolojik durumları üzerinden yazarımızın bize sunduğu hikaye, insan psikolojisinin ve duyguların insanı nelere sürükleyebileceğini bize gösteriyor.
Ayrıca kime ne anlatıp ne anlatmamız gerektiğine dikkat etmemiz konusunda da sanki bizi uyarıyor.
"Ortada insan varsa, mantık her zaman işe yaramıyor." Trendeki YabancılarPatricia Highsmith