Ansızın garip yolda yalnız olduğunu fark ederek, aceleyle yürümeye başladı. Dar yolun bir köşesini dönerken, durup bir şeye eğilmiş, aklını o işe vermiş, dikkatle, sabırla, azıcık da umutsuzca bir şeyle uğraşan Paul'la karşılaştı. Yaklaşırken, bakmak için duraksadı.
Yolun ortasında durmuş, dikkatini o şeye yoğunlaştırmıştı. Arkada, o renksiz gri akşamda, Paul'u koyu renk bir kabartma gibi gösteren koyu altın rengi bir yarık açılmıştı. Batan güneş onu Miriam'a vermiş gibi, incecik ve sağlam duruşuyla gördü onu. Her yanını derin bir acı sardı ve bunun sevgi olması gerektiğini, onu sevdiğini anladı. Ve onu keşfetti, onda az bulunur bir gizli güç keşfetti, yalnızlığını keşfetti. Kutsal bir haber almışçasına titreyerek, usulca ilerledi.
Bu konuyu yıllarca düşündüm ve pek mantıklı olmasa da bulabildiğim tek açıklama, bende bir terslik olduğu, mekanizmada bir aksaklık, mekanizmanın işlemesini aksatan bir bozukluk olduğu. Ahlak zaafından söz etmiyorum. Aklımdan, zihinsel yapımdan söz ediyorum. Sanırım şimdi biraz daha iyiyim; yaşlandıkça sorun hafifler gibi oldu; ama o zaman, otuz beş, otuz sekiz, kırk yaşlarındayken yaşamım hiçbir zaman gerçekten bana ait değilmiş, hiçbir zaman benliğimi gerçekten bulmamış, hiçbir zaman gerçekten olmamışım duygusu vardı içimde. Ve kendim gerçek olmadığım için de başkalarının üzerindeki etkimi, beni sevenleri yaralayabileceğimi, incitebileceğimi kavrayamıyordum.