Insan senelerce uğraşır kendi sözlüğünü oluşturur. Önem verdiği her kavrama bir tanım bulur. "Hakikat", "mutluluk", "guzellik", "onur", "itibar", "sadakat"... Hayatın her mühim dönemecinde şahsi sözlüğünü açar bakarsın. Vaktiyle yaptığın tanımları kolay kolay sorgulamazsın. Derken bir gün, işte o yabancı gelir ve kıymetli sözlüğünü alıp fırlatır
Akılcı kararlar alıp planlar yaparak hayatımızın akışını denetleyebilecegimizi zannediyoruz. Oysa balık yüzdüğü okyanusu denetleyebilir mi? Bu sadece sahte beklentiler ve hüsranlar yaratır.
Şems dünyayı koca bir kazana benzetirdi. Içinde mühim bir aş pişmekte. Yaptığımız, hissettiğimiz, söylediğimiz hatta düşündüğümüz her şey bu kazana malzeme olarak giriyor. Öyleyse bu evrensel aşa ne kattigimizi kendimize sormamız gerek. Kırgınlıklar, kızgınlıklar,kan davaları ve şiddet mi? Yoksa aşk, inanç ve ahenk mi?