"Memleketin zaten neresi benim? "
"Memleketi taksim mi ederlermiş? Memleketin zaten neresi benim? Ereğli'de kömür Fransız! Haydarpaşa'da demir Alman! Yalnız Yemen'de dökülen kan Türk! Üstünde ölüp altında gömülecek kadar bir toprak; bu mu memleket? Elçi tercümanlarının çiğnedikleri leşe siz Osmanlı İmparatorluğu mu diyorsunuz? Maliyeyi düzletelim! Bunu padişah baş başa kiminle düşünüyor? Sadrazamla mı? Hayır! Alman Baştercümanı Testa ile!.. Ermeni ihtilalinde yirmi beş Ermeni'yi Osmanlı Bankası'ndan çıkarmaya Sultan hamit kimi gönderiyor? Zaptiye Nazırı'nı mı? Hayır! Moskof Baştercümanı Maksimof'u!.. Siz ne diyorsunuz Nail Beyefendi? Hangi devlet; hangi imparatorluk? Diyarbekir'de bir Türk bir Ermeni'nin nasırına bassa devletler Galata'ya bir düzine karakol gemisi gönderiyor. Avrupa hariciye nazırları vilayetlerimize dahiliye nazırımız kadar karışıyor. Sonra da 'Avrupa bizi taksim etmez, çünkü Sultan Hamit padişahtır!' diyorsunuz. Demek ki Abdulhamitten korkuyorlar?"
Oğlak YayıncılıkKitabı okuyor
Anadolu tam olarak ne zaman Türkleşmeye başlamıştır?
Göz önüne getirmeyi ihmal ettiğimiz, hatta tasavvur etmekte zorlandığımız çok mühim bir nokta vardır. Bu da Anadolu'nun, 11. asırda Malazgirt'te, İmparator Romanos Diogenes'le yapılan meydan muharebesi sonunda Türkleşmeye başlamasıdır. Daha önce Peçenekler gibi Hıristiyan-Türk kavimler Anadolu'ya yerleşmiştir ve Danişmendli akınları vardır ama bunlar esasa girmez. Lakin dediğimiz gibi Anadolu'da Malazgirt'ten önce de bazı Türk akınları olduğu anlaşılıyor, nitekim 1071 kesin bir tarih olmaktan çok, bu olayın adının konduğu bir zirvedir. Demek ki Anadolu, esas itibariyle 11. asır sonlarından itibaren ve 12. asır boyunca Türkleşmiştir. Tabii ki bu konuda kesin tarihler tesbit etmek çok zordur. Kesin olan bir şey var ki, o da bizim bazı kaynakları kullanamadığımızdır. Dahası maalesef Türk tarihçiliğine ilişkin Gürcü, Ermeni, Bizans, İran ve o asırların İtalyan kaynaklarını, özellikle de Papalık arşivini bilmiyoruz...
Sayfa 17 - Timaş Yayınları - 18. baskıKitabı okuyor
Reklam
Türklerle ilgili tarihî kayıtlar kendine özgü güçlüklerle doludur. Meselâ Çin tarihi ve dilinin iyi incelenmemiş ve az bilinen Shang dönemine ait tetkiklerinde ve merkezî Asya'nın Tohar, Sogd gibi Arî kavimlerine ait iyi çözülemeyen kayıtlarda; yine aynı şekilde eski İran filolojisi ve tarihinin eksik tetkikleri ve Sanskrit, Bizans, Ermeni dönemine ait kayıtlarda İlkçağlardan beri tarihin her döneminde görünen ve ihmal edilemeyecek bir unsur olan Türkler hakkındaki bilgilere rastlanır. Ancak bunlar çok bölük pörçük ve kesin bilimsel tasvirler yapabilmek için münakaşalıdır.
Sayfa 14 - Timaş Yayınları - 18. baskıKitabı okuyor
776 syf.
8/10 puan verdi
·
Beğendi
·
15 günde okudu
Roman 3 kitaptan oluşmakta; Birinci kitap 1915 Tehcir Yasasınin ve bu yasanın uygulanışı hakkında bilgi veriliyor. Amanos Dağlarında Musa Dağı olarak bilinen yere 7 köy halkının ( 5 bin kisi )buraya kaçışının anlatildigi birinci bolum.. Ikinci kitapta Musa Dagindaki yaşamın ele alındığı bölüm burda oncelikli olarak savunma alanları usturuluyor ardindan bu kadar insanin beslenme barinma guvenlik gibi yonetimsel durumları ortaya konmaya çalışılmış. Ancak en dikkat çekici yanı insanin her yerde ayni olduğu hırslarını kıskançlıklarını para hırsını ... cok guzel vurgulamış. Üçüncü bölümde verilen mucadele gida sıkıntısı ve ardindan ortaya çikan sorunlar ve kurtuluş uzerine durulmuş. Kitap Ermeni meselesi uzerinde o dönemdeki Osmanli Devleti yoneticilerinin tutumları buyuk devletlerin çıkarları ortaya konmaya çalışılmış fakat bu durum yeterince açıklanmamış taraflı bir tutum sergilediği imajı uyandırıyor...
Musa Dağ’da Kırk Gün
Musa Dağ’da Kırk GünFranz Werfel · Belge Yayınları · 2022159 okunma
481 syf.
·
Puan vermedi
Felsefi Açıdan İnceleme: Aşk ve Fedakarlık: Romanın merkezinde, Prof. Wagner’in Nadia'ya olan büyük aşkı ve bu aşk uğruna yaptığı fedakarlıklar yer alır. Wagner’in yıllar sonra İstanbul’a gelmesi ve Nadia’nın mezarını ziyaret etmesi, aşkın zamansız ve fedakarlığın derin olduğunu gösterir. Bu, gerçek aşkın ne kadar güçlü olabileceğini ve
Serenad
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020138,5bin okunma
... +1006
İngiliz ve Fransız hükümetlerinin temsilcileri ( Sir Mart Sykes ve François Georges-Picot) Osmanlı İmparatorluğu'nun mağlubiyeti ardından Türk topraklarının bölünmesine dair bir anlaşmayı kağıda dökerler. '' Sykes-Picot Antlaşması'' adıyla bilinegelen bu belge, Mezopotamya ( Irak) Şarkü'l- Ürdün ve Filistin'in İngilizlerce; Suriye, Lübnan ve Kilikya'nın ise ( Mersin-Adana-Osmaniye havalisi) Fransızlarca ele alınmasını öngörmektedir. Rusya da Osmanlı topraklarının kuzeydoğusuna isabet eden Ermeni ve Kürt arazilerini alacaktır.
Sayfa 9 - Türkiye İş Bankası Kültür YayınlarıKitabı okudu
Reklam
1.000 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.