"Dikkat edin! Ali bin Ebu Talib (a.s) kılıcıyla karanlıkları parçalayan, düşmanına yıldırımlar gibi saldıran, fırtına rüzgarlarıyla onları savuran kimsedir. O, bir dehşeti başka bir dehşetle savuşturandır. Gözlerinde yaşlar vardır; ancak bu yaşlar, kıvılcıma dönüşmüştür. Kalbinde şefkat vardır; fakat bu şefkat ateşe dönüşmüştür!"
"Dikkat edin! O, fakirin rüzgârdan sığınağı, zayıfın selden örtüsü, çaresizin ölümcül kasırgadan kurtuluşu, kavurucu güneş altında bir gölge gibidir. O bir gece gibi serinletici ve koruyucudur!"
"Dikkat edin! Ali bin Ebu Talib (a.s) hakkında zaman ve kılıcı şöyle diyecek: 'Zülfikar'dan başka kılıç yoktur, Ali'den (a.s) başka yiğit yoktur!"
Bir süre sonra, Muaviye, Şamlılardan oluşan 120 bini aşkın askerle Irak'a doğru ilerledi ve Rakka yakınlarında Fırat Nehri'nin kıyısındaki Sıffin Vadisi'nde konakladı. Bu bölge, genişliği ve uygun havasıyla stratejik bir konuma sahipti. Sıffin, Fırat kıyısında, ağaçlık ve su kaynaklarıyla dolu bataklık bir araziyle çevrili bir vadidir.
Ali (as) Kufe'den ordusuyla yola çıktı. Medain ve Rakka'yı geçerek Muaviye'yi terbiye etmeye niyetlendi; mümkünse barış yoluyla, değilse kılıçla. Sıffin'e vardığında, Muaviye'nin askerlerinin Fırat kıyısında su kaynaklarını kontrol altına aldığını gördü. Bunun üzerine, Muaviye'ye bir mesaj göndererek şöyle dedi:
"Amacımız su değil. Eğer senden önce suya ulaşmıs olsaydık,seni ondan mahrum bırakmazdım."
Sokrates’in “bilgi-erdem” anlayışı ile Hz. Ali’nin (a.s.) bilgiyi ahlak ve eylemle bütünleyen duruşu, bu kitapta çarpıcı bir karşılaştırmayla ele alınıyor. George Jordac’ın en etkileyici yanı, Hristiyan bir düşünür olarak Hz. Ali’ye (a.s.) yaklaşırken ideolojik değil, insani ve evrensel bir dil kurabilmesi. Bu yaklaşım, eseri salt bir biyografi ya da felsefi metin olmaktan çıkarıp vicdana hitap eden bir başucu kitabına dönüştürüyor.
Kitap boyunca, Hz. Ali’nin (a.s.) adalet terazisinde güç, makam ve çıkar karşısında nasıl dimdik durduğuna; Sokrates’in ise aynı değerler uğruna bedel ödemekten çekinmeyişine tanık oluyoruz. Zaman ve mekân farklı olsa da savundukları hakikat aynı noktada buluşuyor.
Bu eser bana şunu yeniden hatırlattı: Hakikat ne dine ne millete ne de zamana aittir; insan olan herkes için ortaktır.
Yılı böyle bir eserle kapatmak, okuma serüvenim için çok anlamlı oldu.
Allah'a yemin ederim ki, Muaviye benden daha zeki değil; ancak o, hile yapar ve günaha sapar. Eğer hileyi hoş görmeseydim, insanların en zekisi olurdum.