Yalnızca iki büyük kategoriden bahsedebiliriz; istekli, ciddi şekilde harekete geçenler ve zayıf iradeli, harekete bir türlü geçemeyenler. İlk grupta olanlar ortam ve imkânlar ne olursa olsun kısıtlı imkânla bile harikalar yaratır ve genellikle imkânı da istekleriyle oluştururlar. İkinci grupta olanların da kitaplarla dolu kütüphaneleri, malzemeyle dolu laboratuvarları olsun hiçbir şey yapmazlar.
Taşralı olmak anlam itibarıyla boş dedikodularla ilgilenmek, sadece yemek, içmek, yatmak, para kazanmak gibi şeylerle meşgul olmaktır. Sigara içmekten başka zevki olmayan, iskambil oynayan, kendi akıl seviyesindeki insanlarla oturup kaba saba espriler yaparak gülen kişiyi kast eder. Ancak doğa sevgisi olan, büyük düşünürlerin eserlerini okuyan genç, sırf taşrada bulunmakla bu sıfatların hiçbirini hak etmediğini bilir.
Maalesef itiraf etmek gerekirse dünyanın her yerinde işe yaramaz öğrenciler mevcuttur. Grubu bulandırırlar, delilikleri gruptaki diğerlerine de bulaşır. Restoranda, özellikle fakültedeki küçük yemek masalarında gürültülü, metotsuz, içi boş konuşmalar olur. Bu sohbetlerden ekstra coşmuş olarak çıkılır, haylaz kaba saba arkadaşın en ufak sapkın düşüncesiyle dolduruşa gelinir. Alem ortamlarına, barlara takılmaya gidilir. Bu ortamlardan çalışma alışkanlığına geri dönüş zor ve zahmetli olur. Bu hâl, gencin dürtülerine, süte katılmış yanlış bir maya gibidir.
Erkeğin içinde olup da göremediği ilişkileri, meseleleri kadın dışarıdan daha rahat görebilir, değerli fikirlerinin eşiyle dünya arasında bir bağ olmasını sağlayabilir. Detayları kaçıran erkek genelle uğraşırken kadın muhteşem balığı yakalayabilir.