Genç bayraklar vardır,
Barış düşünür,
Kuyularda işçi, mavilikleri.
Ben hepsini düşünürüm,
Yirmi dört saat
Ve seni düşünürüm,
Karanlık, hırslı...
Seni, cihanların aziz meyvası.
İlan-ı aşk makamından bir mısra,
Yeşerip, kımıldar içimde,
Düşer aklıma gözlerin...
Bakma sana bir ad verdiklerine
Yerle gök arasında bir karaltısın
Ve bütün dünya seni unutmuş
Sanki kim bilecek yaşadığını
Gelmese dallarına birkaç fakir kuş
20 yüzyılın en karanlık tarafı modernleşen dünyanın insanı sosyalleştirmenin aksine izole ve yalnızlıklara sürüklemesidir. En sevdiğiniz insanlar bile kendi çıkarlarına ters düştüğünüz anda size sırtlarını çevirebilmekteler. Her ne kadar onların iyiliklerini istemiş olsanız bile, sizi bir böcekmişçesine ezmeye, yok saymaya ve sizden kurtulmaya çalışabilirler. Aslında her insan Gregor gibi kendini bir böcek gibi işe yaramaz, istenmeyen ve sesini duyurmaktan bile aciz hissetmiştir.
Franz Kafka bu kitabında insanların kendilerini anlatamamalarından doğan içsel buhranlarına değinmiştir. Samsa'nın ruhsal dalgalanmalarını hissettim her kelimede. Kafka'nın da en sevdiğim yanı bu işte: Hissettirebiliyor olması... Hissedebiliyor musunuz?