Sadece ruhumla değil, hantal ve ağır yürüyüşümle de çoktan yaşlanmış, en yaşlı insandan bile daha yaşlı durumda hissediyorum kendimi; gençliğini, olgunluk dönemini yaşamasına müsaade edilmemiş, erken yaşlanmış bir yabancı işte.
Hayatım,yaşadıklarım, sayısız acı deneyim, bitmez hayal kırıklıkları, insanlarımın yaşadığı sonsuz trajediler, fukaralıklar, olanaksızlıklar, hayatımı çevreleyen çatışmalar, çelişkiler ve daha nice zorluklar beni bitkin düşürmüş durumda; uzun zamandan beridir yorgunum artık, ruhum yorgun. Yeni istekler, arzular, heyecanlar istemiyorum, yeni hayaller, planlar, programlar artık yok yaşamımda. Sayısız deneyle, tüm bunların derin ve acılı bir hayal kırıklığıyla sonuçlandığını artık iyice biliyorum. Yeni çevreler, insanlar, ilişkiler beni korkutuyor; bunların yeni acılara yol açacağını düşünüyorum.
Fonksiyonun gerçek anlamını belirleyebilmek için limitini almak gerektiği ortada. Ve dünkü şu saçma sapan " kâinatın içinde erimenin" limitinin ölüm demek olduğu da açık. Çünkü ölüm benim kâinatın içinde tam anlamıyla erimem demek. Buradan yola çıkarak eğer aşkı "A" ile ölümü de "Ö" ile gösterirsek A=f(Ö) yani aşk, ölümün fonksiyonudur.
Gülüşler farklı renklerde olur. Gülmek içinizdeki patlamanın sadece uzaktan gelen yankısıdır; belki kutlamaların renkli, kırmızı, lacivert, altın havai fişekleri gibidir, belki de insan bedeninin havaya uçan parçacıklarıdır.