"Ben bir ara dublaj yapmaya çalıştım; sanatçı zannedilen soytarılarımızın kıçını yalamayınca pek sevilmedim. Bir gün işe yırtık kotumla gitmiştim, saygıdeğer aktrislerimizden biri beni görünce önce şuh bir kahkaha attı, sonra "ah canım, ne bu halin, gelirken tecavüz mü ettiler?" dedi. Ben de "evet, ilk tecavüzümdü, çok korktum" dedim ve ekledim, "siz ilkinde ne hissetmiştiniz?" O günden sonra bana pek rol vermediler."
"Hepimiz görünürde iyi aile çocuklarıydık ama gerçekte bizi çıkmaza sokan bu iyi ailelerimizdi. Toplum normlarına uygun çocuk yetiştirmeyi reddedip, bize bazı özgürlükler tanımışlardı. Biz ise bu özgürlükleri bu toplumda kullanamıyor, düşündükçe kendimizi farklı hissediyorduk. Bir kere uzaklaşmaya başlayınca da geri dönemiyor, gittikçe dengesizleşiyorduk. Ailelerimiz konuşurken başka, uygularken başka olunca... Ben evimdekilere çok şey haykırmak isterdim!"
"O niye öldü bilmiyorum. Ölmesi gereken o kadar çok insan varken, Soner niye öldü hiç anlamayacağım. Zaten hep böyle olmuyor mu? O insanın ölebileceğini aklımıza getirmemişizdir, öyle afallarız, öyle ihtiyaç duyarız, öyle özleriz ki niye diye bas bas bağırırız, sanki her şeyin bir niyesi varmış gibi! Bu tür abukluklarımıza şartlanılmış melankoli diyebiliriz. Ama adını ne koyarsak koyalım, bir yerlerimizi acıtmasına da engel olamayız."
"Orospu mu olacaksın?" Yoo, orospu olmak gibi bir niyetim yoktu. Ama bütün sülale bunun paniğini yaşıyordu ve ben onları bir anda şaşkınlığa uğrattım. Ne mi yaptım? Namaz kılmaya başladım! Yırtık kotlarla, posterlerin ortasında kılıyordum ama, beş vakit kusursuz kılıyordum."