Güvenlik duygusu gelişmemiş insan değişik tutkunluklar geliştirir, bu tutkunluklardan biri de hiçbir şeyi atamama eline geçen her şeyi biriktirmedir. Böylece kendi iç dünyasındaki güvensizliği dış dünyada biriktirdiği nesnelerle karşılamaya çalışır. Tanıdığı kullandığı nesneleri biriktirerek iç çocuğunum bilmediği emniyet, güven ve huzur duygularını elde etmeye çabalar.
Çocukken utanca boğulan kişi ifade olanağı verilmeyen kızgınlığını biriktirerek, yaşamı boyunca öfkeli biri haline dönüşür. Öfke kişiyi iki biçimde korur: 1.Başkalarının kendine yaklaşmasını önler. 2.Kendi utanç duygusunu başkasına aktarır. Öfkenin ifadelerinden biri gizli ve ince alay yani istihdadır. Hiçbir şey de anlam göremeyen bu kişiler yaşamı anlamlı gören ve yaşadıkları olaylardan zevk alan kişilerle sürekli alay ederler. Onları aşağılarlar. Bu insanlarda öfke duygu olmaktan çıkmış, ve varoluş biçimine dönüşmüştür. Bu insanlar sürekli olumsuz oldukları için uzun süre çevrelerinde kalınamaz olumsuzlukları hastalık gibi çevresindekilere de bulaşmaya başlar.
Çatışma uzun süreli ilişki içinde olan kişiler arasında doğal olarak ortaya çıkar. Önemli olan çatışmanın çıkmasını önlemek değil, çatışma çıktığı zaman kişilerin birbirleriyle nasıl etkileşim kurulacağının bilinmesidir. Aralarında çıkan çatışmayı birbirlerini kırmadan çözebilme becerisi gösteren çiftler sağlıklı bir aile kurar.
Bu tür sözler sadece erkek çocuklarına söylenmiyor tabii. Kız çocuklarına da, "Yarın evlenirsin kocanın annesine anne babasına babalar versin bizleri unutursun" deniyor. Bu ortamlarda yetişen iki kişi evlenince birbirlerini sevmeye birbirlerine önem vermeye direniyorlar ya da birbirlerini sevince anne ve babalarına karşı suç işlemiş duygusuna kapılıyorlar. Ömür boyu bu duygulardan kurtulamamış, bu nedenle karısı ya da kocasıyla bir yabancı gibi ilişkisini sürdürmüş çok insan tanıdım.