Çağrı filmini efsane yapan asıl mes’ele ne biliyor musunuz? Hollywood kameraları veya devasa bütçeler falan değil. O setteki katıksız ihlâs.
Bakın, film daha Fas çöllerinde çekilmeye başlarken Suudiler aniden tüm desteği kesti. Sözde dinî hassasiyetleri kabarmış! Yersen. Aslında dertleri başkaydı. Fas Kralı’na baskı yapıp yönetmen Mustafa Akkad’a “15 gün içinde ülkeyi terk et” dediler. Yüzlerce kişilik devasa set, atlar, develer çölün ortasında dımdızlak kaldı. Modern dönemin Ebu Cehilleri, o ruhun dirilmesinden korktuğu için filmi daha doğmadan kuma gömmek istedi. Sinsiliğe bak.
Ama asıl yürek yakan olay Uhud sahnesinde yaşandı.
Akkad kameraları kurdu. Savaşın o meşhur kırılma anı çekilecek. Okçular tepesi boşalmış, ordu kuşatılmış. Akkad figüranlara bağırıyor: “Ricât! Geri çekilin, tepeye çıkın!”
Kimse kımıldamıyor.
Bir daha bağırıyor, yine hareket yok. On kere motor diyorlar, tık yok.
Akkad çıldıracak gibi oluyor, koşup yanlarına gidiyor: “Yahu niye çekilmiyorsunuz, oyun bu, senaryo böyle!”
İçlerinden o üstü başı toz toprak içindeki yoksul, kavruk Faslı figüranlardan biri çıkıp ne diyor biliyor musunuz?
“Peygamber bizi çağırıyorsa biz ricât etmeyiz. Ölürüz, paramparça oluruz ama O’nu yalnız bırakıp geri adım atmayız!”
Adamlar rol falan yapmıyor. Bildiğin Asr-ı saâdeti iliklerine kadar yaşıyorlar. Resûlullah’ı bir film setinde, kurgu icabı bile olsa geride bırakmayı kendilerine yediremiyorlar.
İşte Çağrı filmi budur. Kralların, petro-dolarların ve riyâkâr siyasetin karşısında, o yoksul ama kalbi kavî Müslümanların dik duruşudur. Akkad, elinde kalan son 15 dakikalık kasetle Libya’nın kapısını çaldı, Kaddafi'nin desteğini aldı ve filmi öyle tamamlanabildi.
Akkad, elinde kalan son 15 dakikalık kasetle Libya’nın kapısını çaldı, Muammar Gaddafi’nin desteğini