Beyaz sık sık mevcut kültürlere narsisizmin egemen olduğunu vurgular; bu kültürden beslenen insanların modernitenin etkisiyle şekillenen kişiliklerinin, 'iyi olma'nın değil 'iyi görülme'nin peşinde olduklarını iddia ederdi. Başkalarının kendisi hakkında kötü düşünmesi, kişinin balon gibi şişmiş benliğini tehdit eden sivri bir iğneydi.
Varoluşsal önemini keşfedememiş insan, başkalarına bağımlı hale gelir. Bu bağımlılık hali bir yandan da benliğini incitir. Varoluşsal değerini hissedebilmek için ötekilerin kendisini takdir edip sevmesine muhtaçtır. Ötekilerin onu sevip değer vermemesi ise yokluğun eş anlamıdır. Daha çok daha çok önemsenmek için kendini yüceltmek zorundadır. Yoğun sevilme, övülme, takdir görme çabasının insanların gözünde zaafa dönüşmeye başladığı nokta da budur. Sevilmek, başkaları üzerinde sahip olunan en büyük güç olarak zihinlerde anlamını bulmaya başladığında, gönüller de körleşmeye başlar.
Herkes huşuyla benliğini ortaya koymaya çalışıyor, kendine tapınılması için kılıktan kılığa, şekilden şekle giriyor ve ikonlaşma arzusu ile yanıp tutuşuyordu.
"Bir değerim ve anlamım olduğunu, birisi için bir şey ifade ettiğimi evlenene kadar hissetmemiştim. Hatta bunu hissetmek için evlendiğim bile söylenebilir. Bütün amacım hayatta bir insan, bir varlık için önemli olmaktı. Varolan, beni duyabilen, hissedebilen birinin varlığımın farkına varmasıydı. Varlığımı görecek, bilecek, bana sen varsın ve önemlisin diyecek birine ihtiyacım vardı... Evliliğimin bütün amacı buydu."