Herkesin doğruluğunu kabul edeceği düşünceler gerçekten de varken, bir insanın bütün düşüncelerin yanlış olduğuna hükmetmesi çok üzücü. Böyle bir insan, kabahati kendinde ve acemiliğinde arayacağına, duyduğu üzüntünün etkisine kalarak büyük bir rahatlamayla sorumluluğu kendinden düşüncelere devreder. Bundan sonraki hayatını düşüncelerden nefret ederek ve onları küçümseyerek geçirir, gerçeklerden ve varlıklar hakkındaki bilgiden mahrum kalır.
"Bu şekilde davranan biri, insanlar hakkında bilgi sahibi olmadan onlarla ilişkiye girmeye çalışmıştır.
İnsanları az da olsa tanısaydı, tamamen iyi ve tamamen kötülerin çok az olduğunu, oysa iki uç arasında bulunanların çoğunlukta olduğunu bilirdi."
Bazılarının "insan düşmanı" olması gibi biz de "düşünce düşmanı" olmayalım, çünkü düşüncelerden nefret etmek kadar kötü bir şey olamaz, dedi Sokrates.
Aslında düşünce düşmanlığı da insan düşmanlığının oluştuğu şartlarda ortaya çıkar. İnsan düşmanlığı, insanlar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan bir insana sonsuz güven duyup, onu kesinlikle doğru, düzgün ve güvenilir sandıktan sonra kurnaz, güvenilmez ve sandığımızdan farklı olduğunun anlaşılmasıyla ortaya çıkar. Bu hayal kırıklığı, özellikle en yakın ve samimi saydığımız arkadaşlarımızla kaç kez tekrarlandığında bütün insanlardan nefret etmeye ve hiçbirinde en küçük de olsa sağlıklı bir özellik bulunmadığına inanmaya başlarız.