Sizce olması gereken ne?
Bir özür bütün acıları geçirir mi? İçimiz alev alev yanarken, yaşadıklarımız bizi mahvederken eski hâlimize döndürebilir mi? Herkese özürle her şeyin geçeceğini düşündürten ne, bilemiyorum. Önce kırarlar, paramparça ederler. Sonra ise birleştirmeye çalışırlar ama bazı parçalarımız kaybolmuştur belki, eski hâlimize dönememişizdir. Kendimizi iyileştirmek için bile onlar değil, biz çabalıyoruz. Acıyı çeken biziz, acı çektireni affeden de. Peki o zaman, gerçekten her şey için bir özür yeter mi?
Hayatımın özeti oldu (Fazlaca olüm ve olumsuzluk içerir +18)
İnsan onuru, gururu ve şerefi için yaşamıyorsa ya da yaşarken başkasının onurunu, gururunu ve şerefini zedeliyorsa baştaki kelime artık geçersizdir. En tahammül edemediğim tipler bunlar. Kendisinde bunların varlığı yok diye başkalarında da yok sanıyor. Bu büyük bir hata. Normal ilişkilerde ya başlatmıyorsun ya da anında silebiliyorsun. Ama sevdiğin insanla ilişkinin ortasındayken bu tarz olaylar yaşandığında anında silsen de aptal sevgi var. Mantıksal olarak kapı önüne koyarken sonra koyan sen değilmişsin gibi ağlayabiliyorsun. 😅😅🤦‍♀️ Ya da onun yüzüne nefret kusarken ve değersiz davranırken sevgini gizlemek zorunda kalıyorsun. Bilmiyorum ama özsaygımı zedeleyen insanlara küçükken de sınır çizip direkt silerdim. Bunu da çoğunlukla çocuklar değil büyükler yapardı. Çoğu insanı severken silmiş biri olarak acı vericiydi ama bilmiyorum madem aile ya da dost vs. o zaman o değerli konumları hak edecek olmalıydılar. Düşman gibi davranıp dostluk beklemeyecek gururları ve şerefleri olsundu değil mi? Ortada sevgi varsa içinde olumsuzluğun hiçbir türünü kabul etmiyorum. Evet tartışılır ya da zıtlıklar olabilir ama bunun da saygı versiyonu mevcut. Yapıcı versiyonu mevcut, sakin ve normal üslup versiyonu mevcut. Eee sadece onlara değil de bana mı vardı? Sildiğim insanlar arasında çekirdek ailem de var. Zorundalıktan bazen bir aradayız ama yan yana oturmak bir yakınlık değil ki, mesela otobüste de yabancı bir insanın yanında oturuyoruz? Okula başlarken de öyle. Hayatımda olmaları kopmadığımız anlamına gelmiyor. Bir ara bunu düşündüm, sonradan aileme katılanları o tarz davranışlarında anında silerken ailemi de silmiştim. Hem de o zorundalıktan ötürü maalesef defalarca olmuştu, hiçbiri birinci de sınırlı kalmamıştı. Bu da kendimde olan teorileri destekleyen bir şeydi. Çünkü bazen o
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
YALNIZLIĞIN İÇİNDEKİ BERABERLİK
“Benim yalnızlığım kalabalıklarla dolu.” Bu söz, yalnızlığın insan ruhundaki garip tabiatını anlatır. Çünkü insan bazen en kalabalık meydanlarda kendisini terk edilmiş hisseder; bazen de bir dağın yamacında, bir odanın sessizliğinde, gecenin en tenha saatinde görünmez bir beraberliğin içinde olduğunu duyar. Belki de mesele yalnız olmak değildir. Mesele, yalnızken neyle ve kiminle kaldığını bilmektir. İnsan dünyaya tek başına gelir. İlk nefesini kendi alır. İlk korkularını kendi yaşar. İçindeki en derin yaraları çoğu zaman kimseye anlatamaz. Herkes tarafından sevildiği zamanlarda bile kalbinin ulaşılmaz bölgeleri vardır. Ve bir gün geldiğinde ölüm kapısından da tek başına geçecektir. Bu yüzden yalnızlık, insan olmanın kaderlerinden biridir. Fakat yalnızlık her zaman eksiklik değildir. Bazen bir çağrıdır. Bazen insanın kendisine dönmesi için açılmış gizli bir kapıdır. Çünkü insan, hayatın gürültüsü içinde çoğu zaman kendisinden uzaklaşır. Günler birbirini kovalar; sesler, görüntüler, telaşlar, beklentiler birbirine karışır. İnsan sürekli bir yerlere yetişirken, bir süre sonra nereye gittiğini unutabilir. İşte yalnızlık bazen bu unutuluşun önüne dikilir. Sana dur der. Biraz otur der. Biraz dinle der. Biraz kendine bak.
Diyarbakır ulu cami pehlivanın kürsüsü ​Ne gamdan kork ne her bî-çâre kuldan merhem ümit et Veren feryâdı O’dur hem dahi rûh vâhası Allâh Tülay Aslan Dert Allah'tan Şifa Allah'tan Sabah erken uyandığım zaman kapı çaldı gelen bizim postacı arifti arif baba dedi pehlivan Mustafadan mektup gelmiş size diyordu bizim pehlivan diyarbakır ulu caminin eski imamlarındandı vaazlarında sürekli kürsüye çıkıp cihat meydanında şeytanı alt ettiği için kendine halk pehlivan lâkabını uygun görmüştü mektubu alınca okumak için acele ettim beni islamın 5.haremi şerifi kabul edilen Diyarbakır ulu camiye bir demli çay içmeye bekliyor ve şu satırları yazıyordu Arslan baba gamdan korkma dert ve şifa Cenabı Hakkın katında feryadı veren o ise şifayı verecek olanda o dur Müzeyyen hanım valizimi hazırla diyarbakır ulu cami beni çağırır dostlar çağırınca biriniz kutup yıldızında diğeriniz marstada olsa mutlaka gitmen gerekir dedi müzeyyen hanım dostlar bekletmeye gelmez diyarbakır ulu camiye vardığımda bir kaçak çay içtim tavşan kanı mübarek diyarbakır ulu cami taş bir yapıdır karacadağ volkanik patlaması ile oluşan diyarbakırın ünlü siyah taşı kullanılarak inşa edilmiştir pehlivan mustafa hastaydı sekerat anında şu sözler ile veda etti kurtarıcımız olan Hakka gidiyorum ve o günden sonra Arslan baba zamana direnen Diyarbakır ulu camide dostunu defnetti pehlivanlık kürsüsünü terketmedi
Din
Aklıma ne geldi biliyor musun ? Ay ve yıldızlara bakıp
Sevdiğim adamı eski bir lise öğretmenimin yanına gidip onu nasıl sevdiğimi o hislerimi heyecanımı nasıl sevdiğimi duygularımı o heyecanla anlatmıştım yüreğimin acısı mutluluğu ...her şeyimi...O sadece karşıma geçti ve sadece güldü... Alaylı bir tavırla güldü ... duygularıma! onu anımsadım birden uzaklara dalıp
1000Kitap
Şair ceketli çocuğa( Kazım Koyuncu)
Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."
Alıntı