ahm@

ahm@
@eskidim
ya yazar olacağım, ya katil
herkesin kaybolduğu bir şehirde kendimi aramaya çalıştım. uzun zamandır yaptığım gibi, uzun zaman sonra da yapacağım gibi. bilmiyorum, belki de yeni şehirler, yeni insanlar tamamen aptallıktır benim için. ah, keşke biraz aptal olsaydım, belki o zaman mutlu olurdum. sanırım düşünmek insana bahşedilmiş en büyük lanet. peki insana bahşedilmişse düşünmek, neden insanların en büyük korkusu da düşünen insanlar? tanrı da korkuyor mudur düşünen insanlardan? düşünmek neden bu kadar yorucu ve yaralayıcı? güdüsel bir fonksiyondan ibaret değil mi? yeterince koşmaya başladığımızda, günler boyu koşu antrenmanı yaptığımızda ilk güne nazaran daha az acı verici, yorucu oluyor ya, yeterince “düşünürsem” daha az acı verici olur mu benim için? ya da senin için? bilmiyorum, yine bilmediğim düşüncelerin içinde kayboluyorum ama bu sefer düşündüğüm her şeyi yazıyorum, parmaklarım bana yetişmeye çalışıyor, sahi “yetişme” nedir bu yetişme? neden herkes, her şey bir şeylere yetişmeye çalışıyor? neden yürüyen merdivenlerde koşan insanlar var? merdiven senin için yürümüyor mu zaten? ne için bu kadar acele ediyoruz? günün sonu için mi? yoksa bir gün gelecek olan, mutlak son için mi? neden bütün sonlar acelecidir? kafamın içinde uğultular var, kafamın içinde koca bir çöplük var. kafamın içinde çok fazla soru var ve bu sorular gitgide soruna dönüşmeye başladı. kendimi çok fazla boşlamaya başladım. etrafımda çok fazla boş insan barındırdım, yıllarca kendimden uzaklaşmak için elimden geleni yaptım. ama artık çok yoruldum. düşünmek miydi bütün mesele? yoksa yeterince aptal olmamak mı? mutluluk, bizi de bulacak mı günün birinde? yoksa farklı gün, aynı bok yaşamaya devam mı edeceğiz bu gidişle? üzgünüm, bu defa aşk değil konumuz. ama halledeceğim, hep yapamadığım gibi.
Edebiyat
Reklam
sırtını yasladığın dağ sana ev olur da, bir insan olmaz işte.
Edebiyat
yaslanmam gerek sana, yıkılıyorum.
Edebiyat
“Ya yazar olacağım, ya katil” derdim hep. Katil oldum, birkaç ton yazı öldürdüm içimde, ellerime cümleler bulaştı. Toplumda ellerini gizleyen maden işçisi gibi, ellerime bulaşmış cümleleri gizliyorum. İçimde öksüz bir gurur var. Toplumdan olsa gerek.
Edebiyat
soundcloud.com/onuanlatmak/san... Sancılar, varoluşsal sancılar, hatta varoluş sancısal. Kaynağı bir dağın arkasından mıdır yoksa bir dağın arasından mıdır bilinmez, ama hep bu dağın yanından. Bu sancılar delip geçiyor bir dağı, bu sancılar bir dağı yarıyor çocuğum. Sense dağı yarıyor diye sancıları kutsal sayıp etrafına mumlar dikiyorsun, bu mumlar bir dağı cayır cayır yakıyor, bu yangın bir dağı titrete titrete eritiyor. Bu yangın, bu yangın ateşe tapanlar tarafından görülse ismi “yangın” olmazdı, ve ateşe tapanlar yüzünü görse, taptıkları şey ateş olmazdı. bu ateş, ateşin keşfedildiği ilk çağlarda görülseydi inan bana çocuğum, ismi ateş olmazdı. Bu sancısal yangın, bu sancılar yangın. Cayır cayır yakıyor beni. Ben titreye titreye yanarken “burası çok sıcak, evim gibi” diyorsun. Evin gibi olma düşüncesi beni cayır cayır yakıyor çocuğum. Evini sancısal yangında kaybedeceğin düşüncesi beynimi kör bıçak gibi doğramaya başlıyor. Bir dağ yanarken, sana kendini ev yapmaya çalışıyor, yanık kokusunu alma diye kendini kanatıyor ve yangınla karışık kan kokusu sarıyor buram buram çehreni. Bu yangın sancısal, bu gördüğün her şey sanrısal sevgilim. Yüzünse tamamiyle tanrısal. Yüzündeki bütün bu hüzün sancısal. Sevgilim, tebessümünse tamamen sanrısal. Biliyorum üstü kapalı konuştum yine, üstü kapalı karanlık odalarda can çekişiyor ruhum, biliyorum yanımda olsaydın bu kadar konuşmak zorunda kalmazdım, aynı zamanda bu kadar yazmak. Gözlerime baktığın anda görürdün çıra gibi eridiğimi sevgilim, bir dağın yangın olduğunu, etrafına sıçratmamak için üstü kapalı odalarda için için yandığını kendine his ederdin sevgilim. Kist kaplamış ruhum, bu yangın ruhuma kist kaplatmış sevgilim, eğer tek gözeli ya da çok gözeli bir canlı olsaydım, bu kist beni koruyor derdim
Edebiyat
Reklam