bana hediye ettiğin mutluluğu ceplerindeki çekirdekler dökülmesin diye koşmak istemeyen küçük bir oğlan çocuğu gibi sahipleniyorum; mecbur kalırsam ceplerimi tutup kollarımı sallamadan koşabilirim, bir gramının bile ayaklar altına dökülmesine tahammülüm yok, rezil olmak falan umurumda değil. hiçbir an’a bu günü heba etmem, yarın için verilecek en büyük vaat bile beni mantıklı bir karar almaya itemez; bugün benim, bugün her şey benim ve ben bugün her şey olabilirim.
mutluluk çoğumuzun artık uğruna savaş vermeyi bırakıp kendiliğinden gelmesini beklediği bir duygu; bazen televizyon ekranında haber sunan spikerin işini kenara bırakıp şahsımıza hitap ederek konuşmasını beklemek ihtimaline benziyor. öylesine saçma ve mantıksız, bir şeyi istemekle beklemek arasında fark vardır; yolu bilmekle yolda olmak aynı şey değildir.
çoğu zaman böyle hissetmem, nadir olur; üzerimde bebek mamalarıyla prezervatifleri aynı rafta satan eczacının pişkinliği var, hayatımın bugününden öncesine kalem çekmeye hazır, yarın için hayal kurmaya gerek duymayacak kadar cesurum. çünkü vazgeçtim bir gün her şeyin çok güzel olabilme ihtimaline yaslanmaktan, çünkü geçtim ben o yolları ve kapıları; mutluluk bana hep aynı mesafede durdu, şimdi beklemem koşar alırım. artık cebimde var, şimdi benden bunu geri almak için en az iki uzvuma kıyman gerekir, bence o denli zalim olsan bugün bunu konuşuyor olmazdık.
hiçbir zaman mutlu olamadım diyen insan başarısızdır, umut ile mutluluk birbirinin tezatıdır; umut etmekte olan insan mutlu olamaz, beklenti içinde olmanın karanlığı bizlere bahşedilmiş yüce bir lanet. bakmayın umudun piyasada para ettiğine, umut tüketmeyi en iyi bilenler en mutsuzlarımızdır. ben bugün umuda değil mutluluğa sığındım; “yarına allah kerim.” diyemeyenler, bugünün tadına hiç bakmamış