Bir dahaki sefere, dizginleri artık elinize alıp alamayacağınızı değerlendirirken kendinize şu önemli soruyu sorun: 'Ne kadar yaşayacağım?' Bu bakış açısıyla, artık kendi kararlarınızı verebilir ve korkuları, endişeleri, başarıp başaramayacağınıza dair kaygıları ve sonsuza kadar yaşayacak olanlara karşı suçluluğu geride bırakabilirsiniz.
Bu adımları atmazsanız, yaşamınızın sonuna kadar diğerlerinin istediği biçimde yaşarsınız. Dünyadaki misafirliğiniz oldukça kısa, dolayısıyla bu misafirlikten hiç olmazsa zevk alın. Tek bir cümleyle, bu sizin yaşamınız ve ne istiyorsanız onu yapın.
Aslında, tahrip edici olmasına rağmen öğrenilmiş bir tepkide ısrar etmek daha güvenilirdir. Dahası, hatalı alanlara el atmadığımız sürece, değişim ve sorumluluk alma gereğini yok edebilirsiniz de.
Faillerin kendilerine tanınmış ayrıcalıkların ufacık bir parçasını kaybetmekten ödleri koparken, olayın mağdurları her şeylerini kaybetmeyi göze almışlardı.
Kimisi, "evde keyfine bakıyor," diyerek ev kadınlarını küçümserken, kimisi de "işleyen demir ışıldar," diye kendilerini ve işlerini yere göğe sığdıramıyorlardı; ama kimse ev içi emeğin parasal değerini hesaplamaya yanaşmıyordu. Sonuçta böyle bir hesap yapılırsa, birilerinin çıkıp bu hesabı ödemesi gerekecekti.