rümeysa

rümeysa
@espritetmoi
Eskiden bir yıldızmış. Göğünü yitirmiş.
Yusuf Süresi Tefsiri 2 Notlarım
Bazen öyle bir çaresizlik hissine kapılırsın ki, elinden hiçbir şey gelmediğini düşünürsün. Mısır’da Firavun’un zulmü zirvedeyken, Musa’nın annesi de tam olarak böyle bir durumdaydı. Ama işte burada Allah bize bir şey öğretiyor: En çaresiz anında bile, “Ben ne yapabilirim?” diye düşünmek zorundasın. Çünkü tevekkül, sadece beklemek değil, elindeki imkanları sonuna kadar kullanmaktır. Musa’nın annesi de öyle yaptı. O küçücük kızı, Musa’nın ablasını sepetin peşinden gönderdi. Dışarıdan bakınca belki beyhude bir çaba gibi görünüyordu ama Allah, işte o hamle üzerinden bir plan kurmuştu. O küçük adım, o sıradan gibi görünen çaba, Musa’nın annesine geri dönmesine vesile oldu. Burada aslında Yakup Aleyhisselam’ın tavrını da görüyoruz. Allah’tan bir garanti alsan, kalbin mutmain olsa bile tedbiri elden bırakmayacaksın. Çünkü tevekkül, elindeki tüm yolları denemek ve sonucu Allah’a bırakmaktır. Allah’tan bir melek indirip seni kurtarmasını beklemeyeceksin. Onun yerine, en ufak bir ihtimal bile olsa ona sarılacaksın. İşte o zaman, çaresizlik sandığın şeyin aslında Allah’ın bir planı olduğunu göreceksin.
Reklam
Uzak bir rüyanın iklimlerinden / Ebedi bir bahar bekliyor gönlüm
Korku ve Örtünme: İnsan Olmanın Derinliği
Korku, insanın içsel dünyasında bir sığınak arayışıdır. Tıpkı Peygamber Efendimiz’in (sav) ilk vahiy karşısında yaşadığı o titreme gibi. O an, korkuyu hissetti ve evine döndü. “Beni örtün, beni bürüyün!” dedi. Bu söz, sadece bir örtünme isteği değil, savunmasızlığın, kırılganlığın çığlığıydı. İnsan, korktuğunda bir korunak arar, hem bedenen hem ruhen. Fakat Kur’an, bu hali sadece bir savrulma olarak bırakmaz. “Kalk ve uyar!” der sonra. Korkularımız bizi küçültmeye çalışır, ama her korku, bir yeniden doğuşun çağrısıdır. Tıpkı Peygamberimiz gibi, biz de titreriz, saklanırız, ama sonra korkunun ötesine geçeriz. Çünkü hayat, kaybolmak değil, yeniden dirilmek için var. Örtünmek, içsel bir sığınma halidir; ama bir noktada, o örtüyü atıp ayağa kalkmak, insan olmanın en büyük mücadelesidir.
Duygu ve Düşünce
“kafamın içindeki sesleri duyacak tenhalıktayım."
Nereye gidersem gideyim, hep aynı… İnsanlardan uzaklaştıkça içimdeki sesler daha da yükseliyor. Kaçmak istedikçe kendime daha çok yakalanıyorum. Kalabalıkların içinde bile tenhalıktayım aslında. Herkes konuşuyor ama ben sadece kendi içimdeki yankıları duyuyorum. Bazen o kadar gürültülü ki içim, susturamıyorum. Bazen de öyle sessiz ki bu sessizlik bile ağır geliyor. Kendi içimde kaybolmuş gibiyim. Düşüncelerim birbirine dolanıyor, çözmeye çalıştıkça daha çok düğüm atıyorum sanki. Kendimden kaçmaya çalışırken, her defasında kendime varıyorum. Ne arıyorum bilmiyorum, belki de hiçbir şey. Belki de sadece kendimle barışmaya çalışıyorum. Ama şu kesin: Nereye gidersem gideyim, kendimden gidemiyorum.
Duygu ve Düşünce
Zamanın elleri yaralarımı saracak sandım, oysa yalnızca hislerimi uyuşturdu. Ne sevinç eski coşkusunda ne hüzün eski sızısında; her şey bir sis perdesinin ardında, bana dokunmadan akıp gidiyor. Acının yerini bir boşluk aldı, derin ama sessiz. Eskiden hissettiklerimi şimdi yalnızca hatırlıyorum, ama hatıralar bile solgun, yıpranmış bir mektup gibi. İyileşmek böyle bir şey miydi, yoksa ruhumun köşelerine fark etmeden beton mu döktüm, bilmiyorum.
Duygu ve Düşünce