Bugün Ortadoğu'nun kanayan yarasından hareketle, bütün dünyayı kangrenleştirmeye başlayan ve uygarlığımızın bütün kazanımlarını tehdit eden bir duruma son vermek isteniyorsa, bütün bu oyuncuların tutumlarını kökünden değiştirmeleri gerekiyor.
Bu gerçekliği dile getirmek, olmayacak bir duaya amin demek gibi ama omuz silkip boşveremeyiz ona.
Bu yüzyılın başında ufuk kapkaranlık görünse de, bazı çözüm yolları inatla aranmalı.
İnsanlık iki-üç kuşak içinde, birbirine karşıt birçok yöne saptı. Komünizm deneyimleri ile kapitalizminkiler; tanrıtanımazlığınkiler ile dininkiler. Bu salınımlara ve onların sonucu olan kargaşalara boyun eğmek zorunda mıydık? Bu deneyimlerden ders çıkarmak isteyecek kadar ve bizleri güçten düşüren bu ikilemlerden kurtulmayı arzulayacak kadar aklımız başımıza gelmedi mi daha?
Dinin yokluğundan nasıl zarar görüldüğünü, Sovyet toplumu açık biçimde kanıtladı. Ama dinin aşırı varlığından da zarar görülebilir; bu Cicero'nun zamanında, İbn Rüşd'ün zamanında, Spinoza'nın zamanında bile biliniyordu.