Hepimizin zayıf anları olur, ağlayabildiğimiz için çok şanslıyız, gözyaşları bizi çoğu kez huzura kavuşturur ,ağlayamadığımız zaman ölecek gibi oluruz.
Körlerin ölü oldukları, kıpırdayamacakları, düzenlemeyecekleri, ne hareket edip ne de soluk alabilecekleri doğruydu, am bu beyaz körlüğün aslında ruhla ilgili bir hastalık olmadığını kim bize söyleyebilir, ve eğer böyleyse, yani bu varsayım doğruysa, bu körlerin ruhları hiç olmadığı kadar serbestti,bedenlerinin dışındaydı, dolayısıyla istedikleri yapmakta çok daha özgürdürler, özellikle de kötülük yapmakta, ki herkesin bildiği gibi kötülük daima en kolay yapılan şeydir.
Zaman geçtikçe, birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken, vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık, bu da yetmiyormuş gibi, gözlerimizi içimizi gören birer aynaya dönüştürdük, sonuçta gözlerimiz, ağzımızla inkar etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi.