Adam için aşk acayip bir şeydi, içtikçe susatan, yedikçe acıktıran, tükettikçe yaratmasına neden olan, yeryüzündeki en paradoksal süreçti. Kesinlikle bir keyif hali değildi. Acı ile zevkin garip bir karışımı söz konusuydu.
Nasıl olur da bir başka insanı içinde hissedebilirdi? Onu gördüğü an, sahip olduğunu sandığı bütün organların aslında ne kadar bağımsız ve başına buyruk olduklarını bir kez daha anlıyordu. Yıllardır beraber yaşadığı kalbi artık kendisini dinlemiyordu, beyni desen çoktan olay yerini terk etmişti.