“Kristalleşmiş hatıra yığınının içinde kimse olduğu yerde değil ki artık, acılarımız, aşklarımız, umutlarımız bile hep farklı yerlerde. Buralarda ne aradığımı bilmiyorum; kaybettiğim doğrular mı, insanlar mı, hiç bilmiyorum.
Rahatlamalıyım, çünkü değişkenlik gösteren ruhum sabit duramıyor. Özünde nasıl değiştiğiminse bir anlamı yoktu asla. Sonuç itibariyle her şey değişmeye mahkûm kalır. Sonrasını bilmediğin karanlık bir zaman tüneli içinde, değişimin şeklinin ve işlevinin bana ne katacağının kıymetli bir bilgi olduğunu da düşünmüyorum. Yani bunu bilmemekte asıl kazanımım. Bir şeyleri çok biliyorum da ne oluyor, hatta bir şeyleri çok iyi biliyorum diye belki şu an içinde canım acıyor. Birçok şeyi fazlalık olarak türemiş icatlar, değiştirilmiş yeryüzü ve insanlar, bana göre yalnızca devasa çöp yığını gibi görünüyor.”
“Aklım attığım adımlarda yanımda yoktu.
Bilmezsiniz, kötü bir manzarayı içte saklamak ne demek. Ama sizin bilmediğiniz hikâyelerden
ölüm yükseliyor buralarda. Nasıl bir cehennem bu
nasıl bir akşamüzeri.
Ayaklarımın üzerinde olduğumdan emin değilim artık. Çoğu zaman uçuyor bile olabilirim.
Biliyorum, bazen çok düşünmek sonu olur insanın. Bilmesinler.
Bizler yaşlarımızı almış çürümeye hazır insanlardık.”
“Boşuna yürüdük bunca yolu.
Ellerimizdeki izler boşuna.
Topladığımız günler biriktirdiğimiz anılar gözyaşları
... hepsi boşuna...
Saatleri yakmışız biz
yılların üzerine çıkıp tepeleme düşmüşüz tarihe.
Boşuna bu
çekip gitmek için geldik
ve şimdi gidiyoruz.
Üzerime sinen kokun boşuna
boşuna yürüdük bunca yolu.
Ellerimizdeki izler boşuna...
Ölüm için yetiştirilmiş
bedenlerimizin...
Tüm zaafları boşuna.”