'Günlerle ve gecelerle ne yapacağımı bilmiyorum, özellikle öğle sonlarıyla ne yapacağımı hiç bilmiyorum,üzüntü oralara saklanır, kımıldamayan bir kedi gibi, öylece durur ve sana bakar...'
'Hastanın yanına uzanmakta, onun yatay dünyasına dahil olmakta doğal, içten gelen bir dayanışma var. Sağlıklı kişinin daima yukarıdan bakan (üstten bakan her bakış az çok otoriterdir) dik duruşunu terk etmek, yatanla eşitlenmek, ondan artık esirgenen dikeyliği paylaşmak. Ve artık ölümün ağır nefesini alabildiğin o yerde onunla birlikte olmak.'
Hastalık, gerçekleşmemiş konuşmaları ve ertelenmiş yakınlığı ortaya çıkarmıştı. Birdenbire yanınızdaki, her zaman var olacağına inandığınız kişi, ölümlülüğüyle ışıldamaya başlıyor, saydam ve kırılgan hale geliyor. Hayatının ipliği, sonbahar güneşinde aniden görünür hale gelen örümcek ağları gibi parlıyor.
'Elimizde en azından, anne babamızın ölümünü yalnızca bir kez yaşadığımıza dair tesellimiz kalıyor. Kendi ölümümüzden söz etmeye bile gerek yok. Onu bir kez bile yaşamayacağız.'